Amfetamin ve Benzerleri

Günümüzde amfetaminler halen tıbbi amaçlar için kullanılan ilaçlardır. Bunlar içinde en önemlisi çocukluk çağında gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite sendromu, depresyon ve narkolepsi adı verilen hastalıklardır. Şişmanlık tedavisinde de kullanılmakla birlikte, yarar ve zararları tartışmalıdır.
 


Dekstroamfetamin, metamfetamin, metilfenidat  amfetamin  çeşitleridir. Captagon, ritalin, dexedrine bu ilaçlardan bazılarıdır. Amfetaminler ülkemizde uyarıcı, zihin açıcı olarak bilinmektedir. Bunlar genellikle performans artırıcı ve keyif verici etkilerinden dolayı kullanılmaktadır. Sınavlara hazırlanan öğrencilerde, uzun yol şoförlerinde, zamanında yetiştirilmesi gereken işleri olan kişilerde sıklıkla amfetamin kullanımına rastlanır.
 

Efedrin ve propanolamin de amfetamin türevleri olup, burun tıkanıklığını gidermede ve iştah fazlalığını azaltmada kullanılırlar. Efedrin, efetal, Benzokodin efedrin içeren ilaçlardır.
 

“Ice” metamfetaminin saf bir formudur. Buharı çekilebilir, sigara içinde içilebilir ve damardan verilebilir. Ice laborutuarlarda sentetik olarak üretilmekte olup, çok güçlü ve tehlikeli bir maddedir. Amfetamin benzeri maddeler arasında ecstasy 3,4- (metildioksimetamfetamin-XTC), Eve (N-ethyl-3-4-metilendioksimetamfetamin) sayılabilir.
 

Bütün amfetaminler ağız yolu ile alındıklarında hızla emilir ve çabuk etki gösterirler. Kokaine göre bağımlılık yapma oranı daha düşüktür.

Farmakoloji


Presinapstan dopamin salınımına neden olarak etki gösterirler. XTC ve diğer amfetamin benzerleri dopamin dışında serotonin salınımına da neden olur. Serotonin hallusinojen maddelerin etki göstermesini sağlayan nörotransmitter olduğu için, XTC ya da Eve in etkilerinin halüsinojenlere benzediği söylenebilir.

Etkileri
 

Amfetamini etkisi, kokain alımında ortaya çıkan etkilere  benzer.  Keyif, coşkunluk, neşe verir, kişi kendini canlı hisseder, dikkati ve performansı artar. XTC gibi maddeler ile başkalarına karşı yakınlık, nesnelerde parlaklık hissi yaşanır.

Yoksunluk belirtileri

Yoksunluk belirtileri arasında sıkıntı (anxiety), mutsuzluk ve çöküntü hali, güçsüzlük, hareketsizlik, kabuslar, fazla uyuma, başağrısı, terleme, mide ve kas krampları sayılabilir. Bu belirtiler, amfetamin kesildikten 2-4 günde en yüksek düzeyine ulaşır ve yaklaşık bir hafta sürer.

İstenmeyen etkiler
 

Amfetamin alımını takiben şizofreni benzeri psikotik bir tablo gelişebilir. Amfetamin myokard enfarktüsüne, beyin damar hastalıklarına, şiddetli hipertansiyona ve iskemik kolite (barsakların oksijensiz kalması) neden olur. Alınan doz miktarına göre değişen şekilde, titreme, epileptik nöbet, koma ve ölüme neden olabilir.

CAPTAGON
 

Captagon ismiyle piyasada satılan maddelerin etken maddesi fenetylline’dir. Bu madde hiperaktif çocukların ve narkolepsi  tedavisinde  kullanılmıştır.  Amfetamine göre bağımlılık yapıcı etkisi düşük olduğu için tercih edilmiştir. Fenetylline molekülü teofilin ve amfetaminden oluşmaktadır.

ICE
 

Kristal, crack, ice ya da metamfetamin olarak da bilinir. Bazı kaynaklarda tüttürülebilen metamfetamin olarak geçer.  Etkisi metamfetaminden farksızdır. Türkiye’de yoktur. Renksiz, kokusuz, mat bir buz kütlesine benzer. Etkisi: az dozda kullanıldığında uyanıklık, enerji yoğunluğu, coşku ya da kaygı, korku, sinirlilik, hassaslık gibi etkileri olabilir.

Aşırı dozda ise halüsinasyonlar, paranoya, aşırı şiddet eğilimi, hareketlerde organizasyonsuzluk, korku ve antisosyal davranışlar görülebilir. Kullanıldıktan sonra etkisi 8-24 saat arası sürer. Fiziksel olarak kan basıncında, kalp atışlarında artış, hızlı soluk alıp verme, böbrek yetmezliği ve kalp krizi gibi etkileri olabilir.

Yoksunluk döneminde kaşıntı, rahatsızlık, huzursuzluk, depresyon, intihar girişimleri görülebilir. Kişiler madde etkisindeyken uyumayıp, yemek yemediklerinden; maddenin etkisi geçerken aşırı uyku ve yemek yeme davranışları görülebilir. Ice’ın bağımlılığı çok kuvvetlidir. Bazen sadece bir kullanım bile bağımlılık geliştirebilir. Aşırı doz ölümle sonuçlanabilir. Yoksunluğunda çok ağır depresyona ve intihara sebep olur. Toksikasyona bağlı olarak gelişen psikozların kalıcı olma olasılığı vardır.
Devamını Oku

Taş(Crack) Nedir

Crack, kokainin çok etkili bir formudur. Crack, kokain hidroklorid formundan sodyum bikarbonat ya da amonyum ve su kullanılarak edilir. Bu yolla elde edilen crack, sigara gibi içilebilmektedir. Kokaini işleyerek küçük kristalimsi bir hal alması sağlanır. İşlenmesinin sonucu olarak crack, vücut tarafından daha hızlı emilir. Sigara gibi içilmesinden dolayı beyne kısa zamanda yüksek dozda madde gitmesini sağlar. Bu yüzden de etkileri kısa süre içinde hissedilmeye başlar.


Crack genellikle 300-500 mg,lık küçük plastik poşetlerde satılır. Kokain genellikle ekonomik düzeyi yüksek olan kişilerce tüketilir. Crack, kokaine oranla çok düşük fiyatlarda satılır. Kokaine oranla ekonomik gözükse de bağımlılık geliştikçe kullanılan miktar arttığından harcanan para da bir süre sonra çok artmaktadır. Amerika’da C, Charlie, Coke, Dust, Snow, Toot, Crack, Freebase, Rock isimleriyle satılır. Türkiye’de ise daha çok “taş” denmektedir.

Etkiler

Diğer sentetik uyuşturucularda da olduğu gibi, kişinin crack diye satın aldığı madde her zaman crack çıkmadığından, etkisinin tam olarak ne olacağını önceden kestirmek çok mümkün değildir. Bu yüzden, aşırı doz kullanımı olmadan da crack kullanımlarında ölüm meydana gelebilir. Bağımlılığı çok çabuk gelişir ve kullanılan miktarı arttırma gerekliliği doğar. Miktar arttıkça harcanan para da arttığından, crack alabilmek için suç işlemeye başlama olasılığı yüksektir. Madde etkisindeyken kişinin kalp atışları hızlanır, kalp krizi geçirme riski yükselir, ani kan basıncı artışı ortaya çıkabilir, aşırı depresif ruh hali ya da intihar eğilimli davranışlar gözlemlenebilir.

Yoksunluk belirtileri
 

Kokainin yoksunluk belirtileriyle aynıdır. Madde etkisini kaybetmeye başlayınca kişi kendini mutsuz, bitkin, sıkıntılı, kaygılı, hiçbir şeyden keyif alamaz, güçsüz, sinirli hisseder. Uyuma isteği doğar, bazen korkunç rüyalar da görülebilir. Bu çöküntüden kurtulmak için kişide tekrar madde kullanma isteği doğar ve bu durum bir kısır döngüye dönüşür.

İstenmeyen etkiler

Uzun süreli kullanımın sonunda insanlarda sinirli, telaşlı, paranoid bir tablo ortaya çıkabilir. Crack kullanımı çeşitli solumun yolu problemlerine, akciğer ve göğüs ağrılarına yol açabilir.
Devamını Oku

Kokain Nedir

Kokain çok hızlı ve güçlü bir bağımlılık geliştirir. Genellikle “coke” olarak adlandırılır. Türkiye dışında “snow, girl, lady” isimleri verilmektedir. Kokain, kökeni güney Amerika olan "Erythroxylon Coca" şurubundan elde edilen bir alkoloiddir. Kokain, koka yaprağının başlıca alkaloididir ve yapraklarından kimyasal usüllerle elde edilebilir. Baz kokain, beyaz kristalize bir tozdur. Bu madde; kokusuz, beyaz ve yumuşak ve ekseriya kara benzer bir halde iken çözülebilen bir tuz teşkil etmek üzere hidrolorik asitle işleme tabi tutulur; böylece argodaki ismi olan “kar” (snow) bu şekli alır. Bu madde genellikle asit borik veya sodyum bikarbonat gibi beyaz toz halde maddelerle karıştırılarak seyreltilir (BM, 1975).


Farmakoloji

Temel farmakodinamik etkisi, sinir uçlarında dopamin adı verilen maddenin geri alımını engellemesidir. Böylece hem D1, hem de D2 reseptörleri aktive olur. Dopamin geri alımının engellemesinin yanında diğer nörotransmitterlerin (norepinefrin, serotonin) geri alımını da engeller. Bunun sonucu sinir uçlarında bu maddeler birikir. Bu maddelerin birikmesi ile bu maddelerin gösterdiği etki de artar. Kokainin beyin kan akımını ve glukoz kullanımını azalttığı bildirilmektedir.

Kokainin etkileri kısa zamanda ortaya çıkar ve kaybolur. Alımını takiben etkisini hemen gösterir. Yaklaşık 30 ile 60 dakika içinde etkisi kaybolur. Bu süre zarfında eğer tekrar kokain alınmazsa yoksunluk belirtileri belirir. Bu belirtiler oldukça tatsızdır. Yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmaması için dozun hemen tekrarlanması gerekir. Etkisi kaybolmasına rağmen, kan ve idrarda 10 gün süre ile kokain metabolitleri bulunur.

Bağımlılık


Bağımlılık yapıcı etkisi oldukça yüksektir. Psikolojik bağımlılık bir kez kullanıldıktan sonra bile gelişebilir. Tekrarlanan kullanımlardan sonra tolerans gelişir ve fizyolojik bağımlılık oluşur. Kokain kesildiğinde yoksunluk belirtileri ortaya çıkar, ancak bu etkiler eroin, morfin gibi opiyatlar ile karşılaştırıldığında daha düşüktür.

Kullanım yolu

Kokainin saf olarak kullanımı nadirdir. Genellikle şeker tozu ya da prokain ile karıştırılmaktadır. Kimi zaman kokainin içine başka bir uyarıcı madde olan amfetamin de katılabilir.

En sık kullanım yolu iyice ezilmiş tozunun buruna çekilmesidir. Deri altına ya da damara enjeksiyon yolu ile, ya da sigara gibi içmek tarzında da kullanılabilir. Buharının içe çekilmesi en az tehlikeli olan kullanım yoludur. En tehlikeli kullanım yolu damara verilmesi ya da sigara olarak içilmesidir. Ağız yolu ile de kullanılabilir, ancak etkisi bu tarz kullanımda çok düşük olduğu için kullanıcılar tarafından pek tercih edilmez.

Crack (taş), kokainin çok etkili bir formudur. Crack, kokain hidroklorid formundan sobyum bikarbonat ya da amonyum ve su kullanılarak edilir. "Crack" içime hazır, küçük miktarlarda satılır. 10 saniye içinde etkisini gösterir. Bağımlılık etkisi çok yüksek olduğu bir içişten sonra, kişi ikincisini almak için şiddetli bir istek duymaktadır. ABD'de işlenen suçların büyük bölümünün "Crack" alabilmek amacı ile yapıldığı belirtilmektedir.

Etkileri

Kokain alındığı zaman, keyif, çoşkunluk ve neşe verir. Kişinin kendine olan güveni artar. Ruhsal ve fiziksel işlevleri artırdığı için de kullanılmaktadır. Kullanımını takiben taşikardi ya da bradikardi (kalp atışının hızlanması ya da yavaşlaması), pupiller dilatasyon (göz bebeklerinin büyümesi), kan basıncında düşme ya da artma gözlenir.

Kokain yüksek doz kullanıldığı zaman kalp atım hızında artma, tansiyon yüksekliği ortaya çıkar. Sinirlilik, sosyal muhakeme kaybı, yüsek riskli cinsel girişimler, saldırganlık, psikomotor aktivitede artış, ajitasyon, kalp atımında bozukluk, göğüs ağrısı, kas zayıflığı, solunum güçlüğü ve koma gelişir.

İstenmeyen etkiler

Kokain kullanımının çok ciddi yan etkileri vardır. En sık görülen etki burunda kanlanmanın (nasal konjesyon) artışına bağlı olarak görülen burun kanamalarıdır. Bronşlar ve akciğerde hasara neden olur. Tiklere yolaçar ve migren benzeri başağrıları oluşturabilir.

En önemli yan etkisi beyin üstüne olan etkileridir. Beyinde enfarktlar (tıkanmalar) oluşturur. Kimi zaman beyin içi kanamalar gözlenir. Beyin üstüne olan bu etkiler kokainin damarları daraltıcı etkisinden kaynaklanmaktadır. Kokain kullananlarda %3- 8 oranında sara (epilepsi) nöbetleri gözlenmiştir. En sık epileptik nöbetlere neden olan madde kokain olup, ikinci sırada amfetaminler gelir. Nöbetler, yüksek doz kokain ya da crack kullananlarda daha sık görülen bir yan etkidir.

Myokard enfarktüsü (kalp damarlarında tıkanma) ve aritmi (kalbin ritminde bozulmalar) kokainin kalp üstüne olan istenmeyen etkilerinin başlıcalarıdır. Kokain afrodizyak bir maddedir. kullanıldığı zaman boşalmayı geciktirir. Ancak uzun kullanım sonucu ya da kişi kokain kullanımını bıraktığı zaman iktidarsızlık ile sonuçlanır. Kokain kullanımını takiben paranoid hezeyanlar ve halüsinasyonlar gözlenebilir. Bu durumda kişi hayaller görmeye, her şeyden kuşku duymaya başlar. Bu durum psikoz tablosunu andırır.

Yoksunluk belirtileri

Kokain alımını izleyen bir saat içerisinde “crash” adı verilen depresyona benzer bir tablo oluşur. Bu tablo çöküntü, mutsuzluk, hiçbir şeyden zevk almama, sıkıntı, kaygı, sinirlilik, güçsüzlük, çok uyuma isteği, korkutucu rüyalar ile belirgindir. Bu belirtiler 18 saat sürer. Ağır kullanımda ise bir haftaya kadar uzar. Özellikle 2-4 gün arasında en şiddetli düzeyine varır. Bu dönemde intihar gözlenebilir.
Devamını Oku

Ekstazi Hap Zararları


Ecstasy/MDMA ile ilgili yapılan birçok araştırmada bu maddenin bağımlılığa neden olup olmadığı tartışma konusudur. Özellikle satıcıların müşterilerini kendilerine bağlamak için MDMA’yı bağımlılık yapan diğer maddelerle birlikte sentezlenmesinin bağımlılığa neden olduğu da ileri sürülmektedir. Piyasada “Ecstasy” olarak satılan maddelerin, MDMA’nın yanında metamfetamin, kafein, dekstrometorfan, kokain ve efedrin gibi başka maddeleri de içerdiği saptanmıştır. İnsanlar üzerinde yapılan bağımlılık araştırmalarında en büyük güçlük ecstasy kullanıcılarının esrar ve kokain gibi birden fazla maddeyi bir arada tüketmesidir. Bu yüzden kişide oluşan bağımlılık halinin doğrudan ecstasy’den mi yoksa diğer maddelerden mi kaynaklandığı tespit edilememektedir. Bu durum tedavi merkezlerinde, MDMA’nın yan etkilerine müdahaleyi de oldukça güç hale getirmektedir.
 

Bunun yanında, yapılan bazı laboratuar araştırmalarında MDMA’nın kötüye kullanıma açık bir ilaç olduğu ve kullananların bir süre sonra ilaca toleransının arttığı sonucuna varılmıştır. Bir araştırmaya göre, MDMA kullananların %43’ünün DSM- IV’nin tanımladığı bağımlılık ve %34’ü de MDMA’nın kötüye kullanımı kriterlerine uyduğu gözlemlenmiştir (Cottler, Womack ve Compton, 2001).
 

Klinik gözlemlerimizde de ecstasy kullanıcılarında ecstasy’e bağlı ciddi bir bağımlılık sendromunun geliştiğini görmekteyiz. Ecstasy kullanıcılarının hızla kullandıkları ecstasy miktarını artırdıkları, ecstasy kullanmadıkları zaman yoksunluk belirtileri yaşadıkları, ecstasy kullanımı yüzünden psikososyal işlevlerini yerine getiremediklerine ve bir dönem sonra ecstasy kullanmadan eğlenemediklerine sık olarak rastlıyoruz.
 

Ecstasy kullanımı kesildikten sonra bazı yoksunluk belirtilerinin ortaya çıktığı araştırmalarda gözlenmiştir. Yoksunluk belirtileri içinde boşluk duygusu, bitkinlik, depresyon, huzursuzluk, panik atak, uyku ve yeme bozuklukları, gerçeklikten kopuş, paranoya, vücudun çeşitli yerlerinde ağrılar sayılabilir.
    

Zehirlenme
 

Aşırı miktar alındığında denge bozukluğu, susuzluk, karaciğer yetmezliği, kalp ritm bozukluğu, beden ısısında artış ve nöbetler gözlenebilir.
 

Ecstasy’nin ölüme yol açtığı da bilinmektedir. Ecstasy’nin ölüme yol açma nedenleri yönünden çeşitli ihtimaller üstünde durulmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

* Aşırı uyarılma sebebiyle, kalp krizi, beyin kanaması,
* Aşırı dans etme sebebiyle vücut ısısının 40 C derecenin üzerine çıkması
* Aşırı derecede su alımı sebebiyle oluşan kanda sodyum miktarının aşırı
derecede azalması ve beyinde ödem oluşmasıdır.



Devamını Oku

Ekstazi Hap Etkileri




Ecstasy’nin  etkileri  çeşitli  faktörlere  bağlı  olarak  değişiklik  göstermektedir.

Bunlar arasında aşağıdakileri sayabiliriz.

* Yaş,
* Kilo,
* Maddenin kullanım sıklığı ve kullanım miktarı,
* Kullanım süresi,
* Alındığı ortam,
* Kullanıcının tıbbi ve/veya psikiyatrik geçmişi,
* Alkol yada başka maddeler kullanıp kullanmama


Ecstasy’nin etkisi, alındıktan 20-60 dakika sonrasında kendisini gösterir ve bu etki 4-6 saat süreyle devam eder. MDMA alındıktan 48 saat sonra bedenden atılır. Amfetamin’in temel etkisi kuvvetli bir uyarıcı olmasıdır. Enerjinin arttığı hissini verirken uyku ve yorgunluk hissini bloke eder. Amfetamin, abartılı keyif hali, iştahsızlık, uyku ihtiyacının azalması, huzursuzluk, mide bulantısı, kramp, gerginlik, kan basıncında ve vücut ısısında yükselme, kalp atışında artış ve tek düze davranışlar da bulunma gibi ruhsal ve fiziksel tavır değişikliklerine sebep olmaktadır.

Ecstasy, empatiyi, yakınlık hissini, iletişim yeteneğini ve güven duygusunu arttıran bir hap olarak da tanımlamaktadır. Bu özelliğinden dolayı Ecstasy’e "heartopener (kalp açıcı) da denilmektedir. Çoğu zaman amfetaminin başka maddelerle karıştırılmış versiyonları görsel  ve işitsel halüsinasyonlara neden olabilmektedir ama bu tür bir yaşantı kişinin içinde bulunduğu ruhsal duruma göre değişir.

İstenmeyen etkiler

Ecstasy sadece yorgunluk hissini değil, açlık ve susuzluk hislerini de bastırır ve koruma mekanizmalarında sorunlar oluşturur. MDMA kullananlarda kullanmayanlara oranla daha çok anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklara rastlanmak- tadır. Yapılan birçok araştırmada ağır MDMA kullanıcılarında obsesif davranışlar, fobik ve paranoyak düşünceler, saldırganlık, uyku ve yeme bozuklukları gibi psikopatolojilerin sık olduğu belirtilmiştir.

MDMA kullanımının uzun vadede bellek üzerinde de olumsuz etkileri olduğu bazı araştırmalarca ortaya çıkarılmıştır. MDMA kullananların genellikle diğer maddeleri de kullandıkları gözlendiğinden sadece MDMA kullanımının etkilerini ayırt- etmek güç hale gelmektedir. MDMA kullanıcılarının bellek sorunlarının MDMA kullanım dozuyla doğrudan ilişkisi olduğu gözlenmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda MDMA’nın kalp-damar sistemi ve beden ısısı üzerinde güçlü etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. MDMA’nın kullanımı dans etmek gibi uzun süren ve yorucu bir aktiviteyle ilişkilendirildiğinden bu maddenin zayıf bünyeli bireylerin kalbinde hasara ve diğer kalp-damar sistemi komplikasyonlarına sebep olabileceği ileri sürülmüştür.

Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sara hastalığı, kalp ve karaciğer problemleri ve zihinsel rahatsızlıkları olan kişilerin ecstasy kullanmasının bu hastalıklarda artışa ve hayati tehlikeye sebep olduğu gözlenmiştir.

Yoksunluk belirtileri

Ecstasy kullanımı kesildikten sonra bazı yoksunluk belirtilerinin ortaya çıktığı diğer araştırmalarda da gözlenmiştir. Yoksunluk belirtileri içinde boşluk duygusu, bitkinlik, başağrısı, baş dönmesi, depresyon, anksiyete, panik atak, uyku ve yeme bozuklukları, gerçeklikten kopuş, paranoya, vücudun çeşitli yerlerinde ağrılar sayılabilir.
Devamını Oku

Ekstazi Hap Nedir

MDMA (3,4-metilen dioksi metamfetamin) adı verilen bir amfetamin türevidir. Etkileri hem amfetaminlere, hem de halüsinojik maddelere benzer. Üstünde kuş, fil vb. resimler bulunan tabletler biçiminde satılır. Ağız yoluyla alınır ve daha çok eğlence yerlerinde bulunur. MDMA’nın son zamanlarda tablet dışında kapsül, toz veya sıvı şekilde de üretildiği görülmektedir. Böylece Ekstazi’nin kullanımı ağız yolu dışında enjekte etme veya burundan çekme gibi farklı yöntemlerle de kullanılmasına yol açmaktadır.


Ekstazi, gençler arasında çeşitli isimlerle anılmaktadır. Ülkemizde “Çılgın Max, Mitsubishi, 007, Pıt, Roket” gibi isimler verilmektedir. Avrupa ve ABD’de ise “Armani, At, Baklava, Butterfly, Cherry, Coca Cola, Coro, Elmas, Kiraz, Ferrari, Fish, Mercedes, Mitsubishi, Pokemon, Zoro, Yüzde 5, Yin Yang, Rolex” olarak adlandırılmaktadır. 

Ekstazi tabletleri 5 ila 13 mm çapında ve 3 ila 5 mm genişliğindedir. Her tabletin 60-120 mg kadar MDMA içerdiği bildirilmektedir. Genellikle ön tarafında bir yazı ya da sembol bulunur (kuş, fil, batman, supermon, vb.) arka tarafında ise dozajı ayarlayabilmek ya da kırmak için derin bir çizgi bulunur. Bunun yanında bazı tabletlerin üzerinde bir sayı ya da bileşenleri belirlemek için bir sembol da olabilir. Ekstazi tabletlerinin renkleri ve ağırlıkları çeşitlilik göstermektedir.
 

Ekstazi konusunda karşılaşılan en büyük sorunlardan biri bu maddenin kimyasal bileşiminin de çeşitlilik göstermesidir. Günümüzde Ekstazi adı altında farklı maddeler de satılmaktadır. Özellikle piyasada bir zamanlar "no name" adıyla satılan Ekstazi tabletlerinin toksik madde içerdiği saptanmıştır. Yapılan incelemede “no name” tabletlerinin içinde "bahçelerdeki sümüklü böceklerle savaşta" kullanılan bir zehire rastlanması Ekstazi’nin ne denli tehlikeli olabileceği konusunda çarpıcı bir örnektir.

Ekstazi benzeri maddeler
 

MDMA’ya karıştırılan ya da bu maddeyle benzerlik gösteren başka türlü maddeler bulunmaktadır. Bunlar arasında, Metamfetamin, MDE (metilendioksi-n- etilamfetamin), MDA (3,4-metilendioksiamfetamin) sayılabilir.

Bitkisel Ekstazi (Cloud 9, Ultimate Xphoria, X, Rave Energy) sentetik maddelere alternatif ve zararsız olduğu iddia edilen bir madde olarak ortaya çıkmıştır. Bitkisel Ekstazi (herbal ecstasy) genelde bitkisel efedrin, kafein ya da guarana ve mate gibi kafein içeren bitkilerin kombinasyonundan elde edilmektedir. Çin’de “ma huang” olarak bilinen bu madde 2000 yıldan beri astım, soğuk algınlığı, bronşit ve allerjik solunum yolu problemleri gibi birçok rahatsızlığı gidermek  için kullanılmaktadır. Efedrin, efedra adlı, daha çok doğuda yetişen bir bitkiden elde edilmektedir. Bu bitki efedrin, pseudoefedrin, norefedrin, metilefedrin ve norpseudoefedrin gibi alkaloidler içermektedir. Bu yapısıyla efedra, adrenalin ve amfetaminle benzer fizyolojik etkiler yaratmaktadır.

Efedrin, MDMA gibi merkezi sinir sistemini uyaran bir maddedir. Efedrin’in kalbin çarpma hızını, tansiyonu, seksüel duyumu, mutluluk hissini, dikkati ve acil durum anında tepki hızını arttırıcı etkilerinin yanında anti-allerjik, solunum yollarını ve bronşları açıcı etkileri vardır. Fiziksel performansı ve enerjiyi arttırıcı etkileri sebebiyle bu madde sporcular tarafından atletik performansı arttırmak ve diyetisyenler tarafından da kilo verdirmek amacıyla sıkça kullanılmaktadır.

Eğlence amaçlı ve kötüye kullanıma açık bir madde olan efedrin, bitkisel Ekstazi adıyla, birçok renkte, kapsül ya da hap olarak kullanılabilmektedir. Etkisi MDMA gibi 4-8  saat arasında  sürebilmektedir. Çeşitli sağlık ürünleri satan dükkanlardan, gece kulüplerinden, postayla ya da müzik mağazalarından kolaylıkla elde edinilebilen bu maddenin kullanımı ergenler ve genç erişkinler arasında da gittikçe artmaktadır.

Bitkisel
Ekstazi’nin tamamen bitkisel olduğu için zararsız olduğu gibi bir kanı olmasına karşın,  bu madde  de  aşırı ve  uzun vadede  kullanıldığında  çeşitli yan etkilere ve bağımlılığa sebep olabilmektedir. Bitkisel Ekstazi’nin, uyku bozuklukları, huzursuzluk,  anksiyete,  iritasyon,  baş  ağrısı,  iştahsızlık,  asabiyet,  titreme,  felç,bayılma, karaciğer yetmezliği, çarpıntı ve nöbet gibi yan etkileri olduğu bilinmektedir. Kişilerin dozu ayarlamaları oldukça güç olduğundan bu maddenin aşırı dozda alımı ölümle sonuçlanabilmektedir. 1993- 96 yılları arasında, Amerika’da bitkiselEkstazi’e bağlı olarak 15 kişinin ölümü rapor edilmiştir. Bunun yanında, antidepresan kullananlar, hamileler, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlığı, glucoma, tiroid, diyabet ve prostat büyümesi rahatsızlıkları olan kişilerin de bitkisel Ekstazi kullanımı oldukça fazla yan etkiye, hatta ölüme sebep olabilmektedir.

Ecstasy Alt Kültürü
 

Ecstasy birçok bağımlılık yapan maddeden daha ucuza satın alınabilen bir maddedir. Amerika’da tek bir MDMA tableti veya kapsülünün kişiye maliyetinin 12 ila 15 dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de ise 1 tabletin fiyatı 4- 50 YTL arasında değişmektedir. Fiyatının ucuz olması ecstasy kullanımının kentin varoş kesimlerinde yaşayan çocuklar arasında da artmasına sebep olmaktadır. Gençlerin özellikle MDMA hakkında yetersiz bilgiye sahip olması ve bu maddeyi zararsız kabul etmesi de kontrolsüz ve bilinçsiz tüketime yol açtığı bildirilmiştir. Batı Avrupa ülkeleri olan Belçika, Lüksemburg ve Hollanda’nın dünyanın MDMA üretiminin %80’nini karşıladığı tahmin edilmektedir.
 

MDMA’nın gençler arasında yaygın olarak kullanılmasının bir nedeni de 90’lı yılların başında başlayan ve tüm dünyaya yayılan “Rave” kültürüdür. Rave akımı birçok ecstasy kullanıcısı için özellikle haftasonları gerçekleştirilen ecstasy alma ritüelinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Rave partileri diğerlerinden ayıran en belirgin 4 özellik; mekan, çalınan müzik, katılımcı insan profili, ve hap kullanımıdır.
 

Rave partiler ecstasy kullanıcılarının ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanan mekanlardır. Rave partileri genellikle şehir dışındaki hangar ve çiftlik gibi mekanlarda organize edilmektedir. Yasal problemler çıkmaması açısından olayın yeri ve zamanı partiden birkaç gün ya da saat öncesine kadar gizli tutulmaktadır. Girişi 25-35 YTL. arasında değişen bu partilerde alkol tüketilmemektedir. Rave partilerde ecstasy kullananlarda aşırı dans ve hareketten oluşan su kaybını engellemek için bol içme suyunun yanında mineral ve vitamin katkılı enerji içecekleri de bulundurulmaktadır.

Ayrıca maddenin etkisiyle oluşan vücut ısısındaki aşırı artışı da minimalize edebilmek için bu tür mekanlarda havalandırma sistemlerinin olmasına özen gösterilmektedir. Rave partiler aynı zamanda lazer gösterileri ve ışık oyunları eşliğinde onlarca insanın saatlerce dans edebileceği geniş mekanlar olarak dizayn edilmiştir.
 

Rave partilerde ağırlıklı olarak bilgisayarda yapılmış, elektronik rock sentezi müzikler çalınmaktadır. Bu tür müzikler arasında underground, house, acid house, hardcore, ambiyans, tekno ve trance tarzları sayılabilir. Ünlü djler tarafından çalınan, daha çok tekrarlardan oluşan, yüksek hızda (dakikada 80-20 arasında vuruş sayısı olan)  ve  sesdeki  bu  tür  müzikler,  madde  kullanmayan  bir  kişinin  beyninde  bileuyuşturucu bir etki yaratma gücüne sahiptir. Ravelerde çalınan müziklerin sözlerinde de genellikle kullanılan hapların etkilerine övgüler düzülmektedir.
 

Rave partilerde alkol alınmadığından yasal açıdan konulan yaş sınırlaması da geçerliliğini yitirmektedir. Katılımcılar genelllikle 15- 25 yaş arasındaki gençlerden oluşmaktadır. Rave partilerine katılan kişilerin kıyafetleri de ortam kadar ayırt edici özellikler taşımaktadır. Katılımcılar genellikle dar, polo yaka, logolu t-shirtler, bol ve düşük belli pantalonlar, koşu ayakkabıları giyip, plastik zincirler, florasanlı ve ışıklı oyuncaklar, renkli ve parlak materyaller taşımaktadırlar.

Hem kadın hem de erkekler tarafından giyilebilen bu tarz kıyafetler fiziksel çekim ve cinsiyet farklılıklarını daha az göze çarpar hale getirdiğinden rave katılımcılarında bir bütünlük ve aynılık duygusu yarattığı düşünülmektedir. Rave katılımcılarını; rave partilerini sıkı sıkıya her haftasonu takip edenler ve ayda bir merak edip uğrayan öğrenci kitlesi olarak iki ana gurupta incelemek mümkündür.

Devamını Oku

Eroinin Zararları

Enjeksiyon çok miktarda eroinin kan sistemine birden karışmasını sağlayarak ölümcül aşırı doz riskinin en çok olduğu kullanımdır. Burundan çekilmesi de aşırı dozla sonuçlanabilir, özellikle alışık olmayan bir kimse yüksek miktarda kuvvetli bir eroini veya alkol gibi başka uyuşturucu maddeleri karıştırarak alırsa ölüm gerçekleşebilir. Eroinden meydana gelen aşırı dozun belirtileri; ağır ve az nefes alma, kıvranma, koma, ve ölüm olarak listelenebilir.


Pis ve kullanılmış enjektörlerin kullanımı HIV, Hepatit B ve C gibi ölümcül enfeksiyon hastalıkların yayılmasına sebep olmaktadır. Uyuşturucuları enjekte etmek veya enjektör paylaşmak diğer ciddi hatta ölümcül hastalıkların veya enfeksiyonlara sebep olabilir. Bunlardan bazıları endokartis, embolizma ya da kangren, botulizma, tetanoz, ve deri yiyen bakteri olarak nitelendirilebilirler. Son olarak enjeksiyon, apselere (acılı bir cilt yarası) ve takip edici olarak kan zehirlenmesine sebep olabilir.

Bazı kişiler, eroini burundan çekmenin ya da sigara gibi içmenin, bağımlılığa sebep vermeyeceği inancıyla özenebilirler. Fakat birkaç kullanım bile tolerans ve bağımlılıkla sonuçlanır. Bazı bağımlılar eroini sadece yoksunluk krizleri yaşamamak için kullanmaya devam ederler.
Eroin yasa dışı bir maddedir ve bulundurmak veya satmaktan hüküm giymek çok ciddi kriminal cezalarla sonuçlanabilir.


Uyuşturucuların en tehlikelisidir. Eroini bir defa kullanmak bağımlılık yapar… Hem beyin hem beden bağımlılığı olduğundan bırakılması çok zordur. Ancak tıbbi yardımla bırakılabilir.

Yüksek dozda eroin alımı ölümle sonuçlanabilir. Ölüm, solunumun baskılanması ile oluşur. Koma, iğnebaşı tarzında gözbebeği ve solunum baskılanması görüldüğü zaman yüksek doz eroin alımı akla gelmelidir. Yüksek doz eroin alımı ile ortaya çıkan belirtiler şunlardır:

* Yanıtsızlık
* Yavaş solunum
* Beden ısısında azalma
* Tansiyon düşüklüğü
* Kalp atımlarını yavaşlaması
* Koma ve ölüm
Devamını Oku

Eroin Etkileri

Alındıktan kısa bir süre sonra etki göstermeye başlar. Etkisi 4-6 saat sürer. Bu nedenle günde en az iki üç kez kullanılması gerekebilir. Madde alındıktan sonra sıcaklık, kol ve bacaklarda ağırlık hissi, yüzde kırmızılık gelişir. İlk başta gelişen keyif verici “rush” olarak adlandırılan dönemin ardından, sedasyon (sakinlik) dönemi ortaya çıkar.  Hareketlerde  ve  konuşmada  yavaşlama,  dikkat  ve  bellekte  bozukluk  bu dönemin  belirtileridir.  Fiziksel  olarak  solunumun  yavaşlaması,  göz  bebeklerinin küçülmesi, ağrı hissinin kaybı, düz kasların kasılması, kan basıncı, kalp hızında azalma ve beden ısısında değişiklikler oluşur. Karında orgazm benzeri kramplar olur. Bu maddelere duyarlı insanlarda alımı takiben mutsuzluk, kusma ve bulantı oluşabilir.


Eroin bağımlılarında durgunluk, isteksiz olma, soluk bir yüz, ağır ve  yavaş hareket etme, zayıflık, dengesiz yürüme gözlenir. Kabızlık oluşur. Özbakım azalmıştır. Sık sık doz alma ihtiyacında olduğu için bir yerde uzun süre kalmaz. Kollarda enjeksiyon izleri, yaralar saptanabilir.

İstenmeyen etkiler

 

Uzun süreli madde kullanımı sonucu kişilerde durgunluk, ilgisizlik, çevreden kopma gözlenir. Toplum ile olan ilişki, ilgi kaybolur. Depresyon sık olarak ortaya çıkan psikiyatrik sorunlardan biridir. Gelişen depresyon ya da bağımlılığın getirdiği umutsuzluk ve çaresizlik sonucu intihar girişimi sıklıkla gözlenir. Genelde intihar, yüksek doz eroin alımı ile olur. Buna “altın vuruş” adı verilir.
 

Afyon grubu madde kullanımının sonuçları çok ağır olabilir. Önemli sorunlardan biri enjektör kullanımı ile ortaya çıkar. Enjektör yolu çeşitli hastalıkların bulaşma riski çok yüksektir. Bunlardan en önemlisi AIDS'dir. Diğer önemli bulaşıcı bir hastalık ise hepatit adı verilen ve karaciğerde ciddi hasara neden olan virüsün bulaşmasıdır. Allerjisi olanlarda tehlikeli reaksiyonlar ortaya çıkabilir. İktidarsızlık sık olarak gözlenir. Başka bazı ilaçlar ile birlikte alındığında koma ve ölüm gözlenebilir.

Yoksunluk belirtileri

 

Eroin kesildikten 6-8 saat sonra yoksunluk belirtileri başlar. Belirtiler 2-3 gün içinde en şiddetli dönemini yaşar ve 7-10 gün içinde sonlanır. Ancak bazı belirtiler 6 ay kadar sürebilir. Bu belirtiler içinde kusma, bulantı, kas ve kemik ağrıları, göz ve burundan akıntılar, göz bebeklerinde büyüme, tüylerde ürperme, esneme, terleme, ateş, ishal, dermansızlık ve şiddetli uykusuzluk sayılabilir. Uykusuzluk aylarca sürebilir.


Bağımlılık
 

Eroinin uzun süre kullanımı, opiyat reseptörlerinin sayısı ve duyarlılığını değiştirir. Bu ise tolerans ve yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olur. Bu maddelere karşı tolerans çok hızla gelişir. Doz artırma gereksinimi çok ileri boyutlara varabilir. İlk başlarda görülen tatlı uyuşukluk ve keyif hali zamanla kaybolur. Bu “balayı” dönemini takiben alınan eroin etkisini kaybetmeye başlar. Tolerans gelişmeye başlamıştır. Kişi hiçbir zevk almadan eroin kullanmaya başlar. Çünkü eğer dozu artırmaz ya da keserse ortaya çıkacak belirtilerden çekinir. Bu döneme kullanıcılar “tedavi” adını verirler. Sadece tedavi amacı ile eroin alınmaktadır. Yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmasını önlemek için kişi dozu o kadar çok yükseltir, sonunda öldürücü olabilecek dozlara kadar çıkabilir.
 

Bir iki hafta süre ile düzenli kullanım sonucu bağımlılık oluşur. Ancak bazı duyarlı kişilerde bağımlılık daha hızla gelişmektedir. Özellikle saf eroin kullanımında ruhsal bağımlılık hızla gelişir. Birinci dozdan sonra kişi, ciddi ruhsal sıkıntılar çekmeye başlar ve dozu tekrarlama gereksinimi duyar.
Devamını Oku

Eroin Nedir

Baz morfin; akan bir su, bir ısı kaynağı, cam kap ve kovalar gibi muhtelif kaplar, tartılar, asetik anhidrid, sodyum karbonat, hidroklorik asit, alkol, hayvansal kömür ve çok gerekmemekle beraber bir pompayla eroine çevrilebilir. Bu işlemin yapıldığı odaya genellikle “eroin laboratuarı” ismi verilir.


Asetik anhidrid, gözlerden yaş getiren kuvvetli asit kokulu renksiz bir sıvıdır. Bu madde, soğuk su ile karışmaz. Bunun teşhis edilmesi için, bir laboratuar dışında uygun bir şekilde yapılabilecek hiçbir deneyi yoktur. Bu madde, sun’i ipek, aspirin, yanmaz fotoğraf filmi, bazı reçine ve verniklerin yapılmasında yasal olarak kullanılabilir. Bir kilogram eroin imali için, asetik anhidritten 2 kilogram gereklidir.

Eroinin, çok az ülkede, sınırlı tıbbi ve veterinerlik alanında kullanımı vardır. Kullanılan ölçme metoduna göre, eroin, morfinden dört ila on defa daha kuvvetlidir. Bu madde saf veya saflığın yakın durumda beyaz renkte, renksiz kristalize bir toz olup çok incedir. Cilt üzerine sürüldüğü zaman kaybolur; fakat mükemmel olmayan bir şekilde imal edilirse hafifçe sarı, pembe, kum renginde veya kahverengi kaba bir toz veya hatta tanecikli olabilir.

Doğu Asya’da sigara halinde içmek için kullanılan basit kalite bir tür eroin mor veya kestane rengindedir. Tadı çok acımsıdır, fakat kaçakçıların buna süt kostik veya zehir ilave ettikleri bilindiği için, tada bakma tehlikeli bir uygulama olabilir.  Bu maddede hafif bir sirke kokusu olabilir.

Eroin aslı “Heroin”dir. İlk olarak 1899 yılında Bayer fabrikalarında sentez edilmiştir. Eroin, morfinden iki kat daha etkindir. Eroin piyasada açık kahverengi bir toz şeklinde satılır. Sokakta Eyç (H), beyaz, toz, peynir adlarıyla anılır.
 

Eroin, genellikle perakende piyasasına ulaştığı zaman büyük ölçüde derecesi hafifletilmiş haldedir veya bilhassa şeker, süt şekeri, glikoz, kinin veya diğer bir madde ile yapısı bozulmuştur. Eroin normal olarak, kuru muhafaza edilmesi için selofan, polythene veya cam pamuğu vs. ile ambalajlanır.
 

 Eroinin içinde seyrelticiler, katkı maddeleri, imalat safsızlıkları ve ham madde safsızlıkları olmak üzere dört kategoride madde bulunmaktadır. Seyrelticiler eroinin metabolizma üzerindeki etkilerini değiştirmemekle birlikte kabaca miktarını arttırır.
 

Genellikle seyreltici olarak laktoz, früktoz, sükroz, mannitol ve karbonat kullanılır. Bu seyrelticilerin özelliği piyasada kolaylıkla bulunuyor olmalarıdır. Bunun dışında eroinin eksikliğini kapatmak için kullanılan “ etkin seyrelticiler” de vardır. Etkin seyrelticiler eroinin özelliklerini taklit eder. Örneğin kinin acı bir tada sahip olduğu için malın tadına bakarak kontrol yapmak isteyen “canki”leri kolaylıkla avlar. Benzer biçimde lokal anestezik etkisiyle sahip prokain de eroine katılılabilir. 

Ülkemizde yapılan analizlerde bu maddeler dışında barbitüratlar, kafein, asetfenetidin, metadon, amfetamin, strikinin, salisilik asit türevleri, dekstrometorfan, pethidin, orfenadrin, destromoramid, etil morfin ve metaprilen gibi maddelerde eroine katıldığı saptanmıştır. Hatta eroinin koyu kahverengi renk almasını sağlamak için boya maddeleri de eklendiği bildirilmiştir. Eroin sentezi sırasında uygun koşullar sağlanmazsa sentezde kullanılan baz morfinin kalitesine bağlı olarak monoasetil morfin ortaya çıkabilir. Uygun asitlendirici kullanılmazsa morfinin kendisi de saf halde eroinin içinde kalabilir. Ham madde olarak kullanılan morfin yeterince saf değilse ve kodein içeriyorsa bu defa bir ham madde safsızlığı olarak eroinde fazla miktarda asetilkodein bulunur. Benzer biçimde sentez için yeterince saf morfin kullanılmadığı zaman yüksek miktarda papaverin, mekonik asit, noskopin, tebain normorfin, norkodein, dihidroklodein, dihidromorfin gibi bileşikler ortaya çıkabilir.
Devamını Oku

Morfin Nedir

1817 yılında Alman kimyacı Friedrich Sertürner tarafından keşfedilmiştir. İlk olarak afyon bağımlılığını tedavi etmek için kullanılmıştır. Bu yüzden morfini temin etmek çok kolaydı ve kısa süre sonra afyonun yerini morfin almaya başladı. Morfin aynı zamanda, Amerika’nın iç savaşında yaralı askerlerin tedavisinde kullanılmış, savaş sona erdikten sonra yaklaşık 4.000.000 asker evlerine morfin bağımlısı olarak geri  dönmüştür.  Tüm  bunların  sonucu  olarak,  1914  yılında  Amerika’da  morfin kullanımı sadece doktor tavsiyesi ile sınırlandırılmış, bunun dışındaki kullanımlar yasa dışı ilan edilmiştir.Afyonda bulunan 25  dolayında alkoloitten  en önemli ve  en  yüksek oranda bulunanıdır morfin.

  
Ham afyonun kimyasal işlemlerden geçirilmesi sonucu elde edilir. Ağrı kesici ve uyuşturucu olarak uygun dozlarda tıpta kullanılmaktadır. Çok çabuk bağımlılık geliştirdiği için zorunluluk dışında başvurulması sakıncalı olabilir.
 

Beyaz toz kristal halindedir. Suda ve alkolde erir. Morfin damar yoluyla, sigara gibi içilerek, koklanarak ya da yutularak kullanılabilir. Amerika’da "M, morph, Miss Emma” gibi isimlerle anılır. Ülkemizde ise beyaz şey, maymun, rüya gören, amca, küp, eritici gibi sokak isimleri vardır.

Baz morfin: 

Afyon kendisinden sulandırılmış kireçtaşı, su, ısı kaynağı, amonyum klorid ve süzme cihazı yardımı ile % 7 ila %14 arasında morfin ağırlığını içeriğine dönüşür. Bu, eroin hazırlanmasında gerekli bir aşamadır. Morfin, önceden afyonu elde etmeksizin, direkt olarak hasat edilmiş bitkiden de (afyon kozasını saplarından) elde edilebilir. Baz morfin, ya ele pek yumuşak gelen bir toz halinde veya kalıplarda şekillenmiş halde bulunabilir. Doğu Asya’da baz morfin bilhassa bloklar halinde sıkıştırılır. Bunun rengi hemen hemen beyaz veya çok açık sarıdan kahverengiye kadar  değişebilir  ve  özellikle  basit  kaliteli  olanlarında  hafifçe  bir  asit  kokusu duyulabilir. Kuvvetli bir büyüteç altında baz morfin, iğne gibi kristallerden teşekkül etmiş olarak görülür. Bu madde suyu hemen emmeğe hazır durumdadır. Bu sebeple bunun kuru olarak muhafaza edilebilmesi için genellikle selofan içerisinde sarılarak ambalajlanır (BM, 1975).

Morfin Tuzları: 

Tıbbi kullanım için, morfin, normal olarak morfin sülfat, morfin hidroklorid veya morfin tartarat gibi bir tuz şeklinde elde edilebilir. Bunların üç de, küçük beyaz tabletler halinde getirilmiş veya suda eritilerek ampullere konmuş olan kokusuz, beyaz kristalize tozlardır. Morfin ve benzeri ilaçlar, en etkili ağrı kesici ilaçlardandır ve morfin ağrı kesici ilaçların etkinliğinin ölçülmesi için bir standardı teşkil eder. Morfin kısa süreli ağrı dindirme (örnek: kazalarda, cerrahi müdahalelerden sonra) ve öldürücü hastalıkların son safhalarında geniş ölçüde kullanılır. Bir uyuşturucu olarak morfinin kullanılışı, özellikle doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar, eczacılar gibi tıbbi malzemelere yakınlığı olan kişilerde yaygındır. Deriye zerk edilen morfin, etkileri bakımından, yenilen afyona oranla on veya yirmi kat daha kuvvetlidir.

Afyonun yetiştiği bölgeye göre içindeki morfin miktarı değişir. Morfin tıpta yaygın olarak kullanılmıştır. Günümüzde de çok yaygın olmamakla birlikte halen kullanılmaktadır. Morfin çok güçlü bir ağrı kesicidir. Özellikle, başka hiçbir şekilde geçirilemeyen ağrılarda morfin çok etkindir. Buna örnek olarak kanser ağrısı verilebilir. Morfin güçlü ağrı kesici, acı dindirici, yatıştırıcı ve kaygı giderici olarak kullanılmıştır. Korkuyu azaltmasından dolayı tarihte özellikle askerlerde yoğun olarak kullanıldığı dikkati çekmektedir. Ancak savaş sonrası askerlerde bağımlılık geliştirdikleri görüldükten sonra, morfinin tehlikeli bir madde olduğu anlaşılmıştır. Morfin ayrıca güçlü bir öksürük kesici ilaçtır.

 Etkiler

Morfinin etkileri, afyonun etkilerine  benzer fakat ondan  daha güçlü ve hızlı ortaya çıkarlar. Alınan miktar az ise morfinin uyarıcı bir etkisi vardır. Miktarın artmasıyla birlikte morfinin uyku verici, uyuşturucu etkisi başlar. İlk kullanımda ağrı kesen, rahatlatan,  sarhoşluk hali yaratan  bir etkisi vardır. Kişi, yorgunluk, açlık, uykusuzluk hissetmez, kendisini enerjik ve canlı hisseder. Sık kullanım  sonucu tolerans gelişir. Aynı etkiyi yaratmak için kullanılan dozun arttırılması gerekir. Bu yüzden bağımlılık potansiyeli yüksektir.

Yoksunluk belirtileri
 

Morfinin etkilerinin geçmesiyle birlikte şiddetli halsizlik, uyuma isteği, kas spazmları, şiddetli burun akıntısı, yorgunluk, sinirlilik, endişe, korku gibi bir tablo ortaya çıkar. Kişi bu durumdan çıkmak için tekrar morfin alma arayışına girer.
Devamını Oku

Afyon Nedir

Afyon haşhaşından elde edilen ve uyuşturucu özelliği taşıyan maddeler arasında afyon sakızı, morfin, kodein, eroin, metadon gibi maddeler sayılabilir. Afyonun karşılığı “opium” dur. Afyon ve benzeri maddelerin tümüne “opioid” adı verilmektedir. Afyon haşhaşı dünyada en çok Afganistan, Pakistan, İran gibi ülkelerde yetişmektedir. Bu ülkelere kısaca “Altın Üçgen” ya da “Altın Hilal” de denmektedir. Afyon haşhaşı ülkemizde de yetiştirilmektedir. Afyon ekimi özellikle Afyonkarahisar, Burdur, Denizli, Isparta, Kütahya illerinde yapılmaktadır.

Afyon haşhaşı ile bir tür esrara verilen “haşiş” ismi karıştırılmamalıdır. Haşhaş bitkisine latincede “Papaver Somniferium” denir. Afyon bu bitkiden elde edilir. Halk arasında “kelle” adı verilen olgunlaşmış haşhaş kapsülü çizilince beyaz, yapışkan bir sıvı ortaya çıkar. Bu sıvı bir süre sonra koyu kahverengi olur. Buna “Afyon Sakızı” adı verilir. Afyon türevlerinden en eskisi ve eskiden halk arasında sık olarak kullanılanı afyon sakızıdır. Afyon sakızı çiğnenerek kullanılır.
 

Afyon bitkisinden 20 çeşit alkoloid üretilmektedir. Afyon haşhaşından çok çeşitli biçimlerde yararlanılabilir. Haşhaş tohumundan ekmek, pide, tatlı, helva yapılır, haşhaş yağı yemeklik yağ gibi kullanılabilir. Bu yağdan boya ve sabun sanayisinde de yararlanılabilir. Küspesi ise yem olarak kullanılmaktadır.
 

Afyon kozası: 

Afyon kozasının kendisi bir uyuşturucu bir madde değildir, fakat afyon, morfin, eroin ve kodein gibi afyon türevlerinin elde edildiği bir kaynaktır. Bu, yıllık olarak işlenen dört çentikli çiçekler üreten iki dört ayak yükseklikte bir bitkidir. Bu çiçekler beyaz, pembe, kırmızı, menekşe veya mor renkte olabilirler, fakat temel renk beyazdır. Yapraklar, geniş düz ve gümüşi parlaklıkta yeşildir.

Afyon kozasının başı veya kapsülü, şekil olarak kabaca yuvarlak olup, tepeden aşağıya doğru oval şekline bürünür; koza olgunlaştığı zaman bir fındıkla kütük bir portakal arası büyüklüktedir ve tepesi etrafında tüylü bir yaka kısmı vardır. Koza diğer maddelerden başka, pastalarda veya tatlılarda kullanılabilen ve lezzetli yağının esansının çıkarılması için bitkinin tohumlarını da ihtiva eder (BM, 1975).
 

Ham afyon: 

Kapsül çizildiği zaman (çizme işlemi çiçeklerin çentiklerinin düşüşünden takriben on gün sonra yapılır), biraz süt- görünüşünde yapışkan bir sıvı akmağa başlar. Bu sıvı kuruduğu zaman, kahverengine dönüşür ve sertleşmeğe başlar. Bu kapsüller kazınır ve bilhassa küfe benzer bir halde kapların içerisine toplanır. Daha sonraları, bu madde daha fazla kuruyunca, daha koyu bir renk alır. Özellikle bir toprağın iç kısmı yumuşak, yapışkan ve koyu kahverengi kalırken, dış kısmı yarı kahverengi, kuru ve kırıntılı bir halde olur. Bununla beraber, bazen bütün bir kütle yapışkan yumuşak ve hemen hemen siyahtır. Bu ham afyondur.

Bunun kuvvetli, daha ziyade hasta edici, biraz amonyağa veya bayatlamış üreye benzer bir kokusu ve çok acı bir tadı vardır. Ambalaj malzemeleri büyük ölçüde değişir, fakat normal olarak, afyonu nemli halde muhafaza etmeye yardım etmek üzere selofan veya plastik ambalajlardan oluşur. Bunlar bir iç ambalaj olarak kozanın yapraklarını da ihtiva edebilirler (BM, 1975).
 

İşlenmiş afyon:

İşlenmiş afyon, ham afyonun sigara halinde içilmesi veya yenilebilmesini mümkün kılmak üzere, pişirme ve mayalama gibi izafeten basit işlemlerden geçirilmiş şeklidir. Afyon çubuklar, levhalar veya bloklar haline getirilebilir veya teneke kutular veya kavanozlarda ambalajlanabilir. Çubuklar, genellikle ince 20 cm, uzunlukta, düz, yumuşak ve dokunulunca hafifçe yağlı hissini veren kahverengi veya altın sarısı renktedir. Bunlar kâğıda tek tek sarılıp ambalajlanabilir ve daha sonra paketler haline getirilebilir.

 Levhalar veya bloklar, ekseriya aynı ağırlıktadır, muslin tipi beze ve plastik kılıflara sarılarak ambalajlanır. Afyon, sigara halinde içildiği zaman, daha önce bunu koklamış bir kimsenin tanımasının kolay olacağı, kuvvetli ve tatlı bir koku meydana getirir (BM, 1975).
 

Yanık afyon:

Afyon, sigara gibi içildiği zaman, bunun birazı piponun üzerinde veya içerisinde kalır. Bu, yanık afyondur; ki bu da normal içimlik afyondan daha yüksek derecede morfin özü ihtiva eder. Bu, genellikle, daha sonra tekrar içilmek üzere ya tek başına veya taze afyonla karıştırılarak kullanılır.
 

Afyon posası:

Yanık afyon su ile karıştırılarak kaynatabilir ve daha sonra da süzülebilir. Süzgeçte kalan katı madde afyon posasıdır. Bu biraz morfin ihtiva edebilir, fakat normal olarak bu madde değersiz addedilir. Bu madde, küçük kömür taneciklerine benzer ve siyah renkte olup, katı ve taneciklidir.
 


Afyon bileşimleri:

Kafurlu afyon ruhu (“ağrı dindirici” olarak da isimlendirilir) gibi bazı tıbbi afyon bileşimleri ve ampuller içersinde afyon alkaloidi karışımları da ara sıra suistimal edilebilir (BM, 1975).
 

Afyon kullanma yöntemleri: 

Bir sevk maddesi olarak afyon, orijinal olarak yenilmekte veya mayi olarak içilmektedir; bununla beraber son iki yüzyıldan beri afyon keza sigara şeklinde de içilmiştir. Modern çağlarda, afyon bilhassa bir defa da bir veya iki küçük hap halinde yenilerek de kullanılmaktadır. Afyonu su içinde eritip daha sonra bu bileşimi deri altına zerk etmek de mümkündür. Afyonu sigara halinde içmek için bir hap, ısınıncaya kadar bir maşa arasında veya iğne ile küçük bir ateş üzerinde bir süre tutulur, hap ısınınca bir pipo içindeki deliğe getirilir ki buradan da dumanlar içicinin akciğerlerine doğru gitmek üzere emilir.
Devamını Oku

Uçucu Maddelerin Etkileri ve Zararları

Uçucu maddeler etkilerini daha çok içerdikleri toluene maddesinin etkilerinden alırlar. Ancak farklı uçucularda farklı katkı maddelerinin olduğu göz önüne alınmalıdır. Uçucu maddeler hızla başlayan ve hızla geçen bir iyilik haline neden olurlar. Bu maddelerin fizyolojik ve psikolojik etkileri alkol, barbitürat ve trankilizan ilaçlara benzer. Etkileri birkaç dakika içinde ortaya çıkar; 15-45 dakika sürer. Bu nedenle kişi sürekli elinde maddeyle dolaşmakta ve kullanmak zorunluluğu hissetmektedir. Genel olarak Merkezi Sinir Sistemini (MSS) etkilerler.


 Tolerans gelişimi de maddenin etkisini farklılaştırmaktadır. Kişi eğer uzun süredir uçucu madde kullanıyorsa, farklı etkiler gözlenebilir. Uçucu koklamanın etkileri kullanılan doza göre farklılıklar gösterir. Uyarılma aşamasında öfori (neşe), hareketlilik, baş dönmesi, halüsinasyon, aksırma, öksürme, tükrük salgısında artma, ışığa duyarlılık, bulantı kusma, yüzde kızarıklık, iştah kaybı, garip davranışlar gözlenebilir. Erken dönemde şaşkınlık, kişinin bulunduğu yeri, zamanı şaşırması (yönelim bozukluğu), aptallık, kontrolün kaybı, beyinde çınlama, görme bozukluğu, kramplar, baş ağrısı, ağrıya duyarsızlık, yorgunluk, unutkanlık, sararma gözlenebilir. Orta dönemde ise, uyuklama, kas kontrol kaybı, konuşma bozukluğu, reflekslerin baskılanması, nistagmus (göz bebeklerinin oynaması) ortaya çıkabilir. Geç dönemde, bilinç kaybı, garip rüyalar, epileptik (sara) nöbetler gözlenebilir.

İstenmeyen etkiler
 

Uçucu madde bağımlılığında nörolojik sorunlar çok çeşitlidir. Bunlar dikkat ve konsantrasyon eksikliği, hafıza bozukluğu, öğrenme güçlükleri gibi hafif zihinsel yetersizliklerden bunamaya kadar ilerlemektedir. Nörolojik sorunların olması davranışsal sorunları artırmakta ve tedaviyi de güçleştiren bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Uçucu maddelerin beyin ile ilgili etkileri zihinsel yetersizlikler, bozulmuş yargılama yetisi (suça eğilim ve saldırgan davranışlar artar), hareketlerin yavaşlaması, denge bozukluğu ya da sakarlık, hafıza bozukluğu ve yeni bir şey öğrenememe sayılabilir.
 

UMATEM kliniğinde yatarak tedavi gören uçucu madde bağımlısı gençler arasında yaptığımız bir çalışmada uçucu maddelerin beyin üstüne olan etkilerini çok açık olarak gördük. Bu maddeleri kullanan gençlerin beyinlerini MRI adı verilen teknikle değerlendirdiğimizde beyindeki beyaz madde lezyonu %46, “ventrikül ve sulcus atrofik dilatasyon” adı verilen bozukluk %27, “talamik hipotensite” adı verilen bozukluk ise %20 oranında gözlenmiştir. Beyindeki değişiklikler 4 yıl ve daha uzun süren madde kullananlarda çok daha belirgin olarak gözlenebilmektedir. Bu bulgu bize uçucu maddelerin kullanım süresi uzadıkça beyinde meydana gelen değişikliklerin belirginleştiğini göstermektedir. Beyinde oluşan hasarın süresi ve geri dönüşümlü olup olmadığı bilinmemektedir. Geri dönüşümlü olup olmamayı belirleyen etkenler şunlardır:

1. Madde kullanımı öncesi işlevsellik: Madde kullanımı öncesinde kişinin zihinsel fonksiyonları tamsa, o zaman geri dönüşün daha kolay olduğu gösterilmiştir. Ancak kullanım öncesi de zihinsel yetersizlikler varsa, bu durumda geri dönüşüm geç ve zor olmaktadır.
 

2. Bireysel farklılıklar: Geri dönüşüm bireyden bireye değişmektedir. Burada neyin belirleyici olduğu ise bilinmemektedir.

3. Madde kullanım süresi: Madde kullanım süresi uzadıkça geri dönüşüm daha zor olmaktadır. Ancak bu bulgu tüm çalışmalarda doğrulanmış değildir.
 

Uçucu maddeler kalp ve dolaşım sistemi üstünde çarpıntı, kalp ritminin bozulması, kalp kasında bozulma, akciğerlerin kanlanması, solunum yolunun hasarına yol açar. Karaciğerde büyüme gelişebilir. Böbrek yetmezliği, böbrek mikroskopik yapısında çürüme görülebildiği belirtilmiştir. Uçucu madde kullanıcıları, günlerinin büyük bölümünü sokakta geçirdikleri için, birçok fiziksel  hastalığa  da maruz kalmaktadır. Sokakta yaşayan ve madde kullanan çocuklarda bu hastalıkların görülmesi daha da sıktır.

* Beslenme bozukluğu
* Kazalar
* Enfeksiyon hastalıkları
* Diş sorunları

 

Uçucu madde kullanılması sonucu ölümler seyrek değildir. İngiltere ve Galler’de 1985-1995 yılları arasında yılda yaklaşık 100 ölüm bildirilmiştir. ABD’de yapılan bir çalışmada uçucu maddelerden kaynaklanan ölümlerin çoğunluğunun (%70) 22 yaş ve altında meydana geldiği, ölenlerin %95’ini erkeklerin oluşturduğu saptanmıştır. 1987-1996 yıllarında Virginia’da yaş ortalamaları 19 olan 39 kişinin uçucu madde kullanımı nedeni ile öldüğü tespit edilmiştir. Teksas’da da 1988-1998 yılları arasında yaş ortalamaları 24 olan 144 kişinin öldüğü tespit edilmiştir. Ölüm nedenleri aşağıda sıralanmıştır.
     

1- Yutulan maddeye bağlı oksijensiz kalma: Yapıştırıcıların yutulması sonucu kişi nefes alamaz ve ölebilir. Bu durum genellikle torbadan maddeyi çekerken gözlenir.
 

2- MSS baskılanması sonucu kalp sistemi durabilir ve ölüm olabilir (Vagal İnhibisyon).
 

3- Solunumun baskılanması: MSS baskılanmasına bağlı olarak solunum sistemi de baskılanır, solunum durur ve ölüm olabilir.

4- Kalp ritm bozukluğu: Kalpte ortaya çıkan ritm bozukluğu sonucu özellikle başka kalp sorunu olanlarda tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir.

5- Kazalar ve yaralanmalar: Maddenin etkisine bağlı olarak kişinin dikkati azalır, görmesi ve kontrolü bozulur. Bunun sonucu çıkan kazalar nedeniyle ölüm olabilir. Madde etkisi sonucu kişinin muhakemesi bozulur, saldırgan davranışlar ortaya çıkar ve buna bağlı ağır yaralanmalar oluşabilir.

6- İntihar: Madde kullanıcılarının tümünde intihar oranı yüksektir. Özellikle madde etkisinde kişi kolaylıkla intihara karar verebilir. Uçucu madde kullanıcılarında da intihar oranı yüksektir.

Bağımlılık

 

Uçucu maddeler, bağımlılık yapan maddelerdir. Bu maddelere bağımlılık çabuk ve hızlı bir şekilde olur. Bağımlılığın en önemli kriterlerinden birisi olan tolerans gelişimi (giderek artan miktarlarda madde kullanımı) uçucu kullanıcılarında çok kolay ve hızlıdır. Ancak tüm kullanıcıların bağımlı olduğunu söylemek güçtür.

Yoksunluk belirtileri


Uçucu maddeler klinik açıdan önemli sayılabilecek yoksunluk belirtilerine neden olmazlar. Bu nedenle genellikle uçucu maddelerin yoksunluk belirtilerinin olmadığı düşünülür. Uzun süre kullananlarda bile yoksunluk belirtileri oldukça hafiftir. Uçucu madde kullanımı kesildikten sonra ortaya çıkan yoksunluk belirtileri arasında şunlar sayılabilir:

* Uyku bozuklukları
* Çarpıntı
* Yönelim bozukluğu
* Aşırı sinirlilik, huzursuzluk
* Terleme
* Bulantı, kusma
* Titreme (tremor)

 

Uçucu madde kullananlarda “Craving” adını verdiğimiz madde kullanma arzu ve dürtüsü oldukça şiddetlidir. Kişi maddeyle karşılaştığı zaman kendisini madde kullanmaktan alıkoyamaz ve her şeyi göze alarak maddeyi kullanır. Bu durum tedaviyi zorlaştıran etkenlerden birisidir. Bu durumu yaratan en önemli etken aslında uçucu maddelerin lipofilik olmasıdır. Bu maddeler yağ dokusunda depolanır ve bu nedenle vücuttan geç atılır. Geç atıldığı için, duygudurum değişiklikleri ve zihinsel fonksiyonlar geç düzelir. Atılma süresinin iki ayı bulduğu belirtilmektedir. Bu nedenle detoksifikasyon (arınma) uzun süre gerektirir. Yoksunluk belirtileri hafiftir ancak uzun sürer. Kişinin madde kullanma arzusu ve dürtüsü oldukça yüksektir. Kullanıcıların zihinsel ve ruhsal fonksiyonları tam yerine gelmeden de tedaviden çok az yararlandıkları gösterilmiştir.
Devamını Oku

Tiner mi, Bali mi?

Tiner de, bali de toluen adı verilen etken maddeyi içermektedir. Ancak bu maddeleri kullananların ikisinden birini genelde tercih ettikleri gözlenmektedir. Hem tiner, hem bally kullanan kişi sayısı oldukça düşüktür. Tercih ettiklerinden birisi yoksa, o zaman diğerini kullanmaktadırlar. UMATEM’de yatarak tedavi gören uçucu madde bağımlılarıyla yapılan araştırma bulgularına göre sokakta yaşayanlar daha çok tineri tercih ederken, ailesiyle yaşayanlar daha çok bally adındaki yapıştırıcıyı tercih etmektedir. Sokakta yaşayanlar ailesiyle yaşayanlara göre 6 kat daha fazla oranda tineri  tercih  ettiklerini  belirtmiştir.  Erkekler  arasında  tercih  maddesi  tiner  olanlar %38.7, yapıştırıcı olanlar ise %45.2’dir. Bu oranlar kızlarda sırasıyla %21.1 ve%18.9’dur


Sokakta yaşayanlar daha çok tineri tercih ederken, ailesiyle yaşayanlar daha çok yapıştırıcıyı tercih etmesi ve kızlarda yapıştırıcı kullanımının erkeklere göre daha yüksek olması dikkat çekicidir. Yapıştırıcı maddeler boya tinerine göre daha düşük oranda toluene içermekte olup, kullanıcılar tarafından yapıştırıcının öfori (neşe) ve halüsinojen (hayal gösterici) etkisinin, boya tinerinin ise, sedatif ve  anestezik etkisinin daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Ailesiyle yaşayanların maddeyi daha çok    eğlence    amacıyla,    sokakta    yaşayanların    ise    yaşamda    kalmak,    sokağın soğuğuna, tehlikelerine dayanmak için tineri tercih ettiğini söyleyebiliriz.
 

Sokakta yaşayanlarda, ailesiyle yaşayanlara göre madde kullanmaya başlama yaşının düşük olması, sokak yaşamının gençleri maddeyle daha hızlı ve daha kolay karşılaşmalarına neden olduğunu düşündürtmektedir. Sokakta yaşayanlarda boya tineri, ailesiyle yaşayanlarda ise yapıştırıcının önce kullanılması, her iki grubun tercihleri göz önüne alındığında anlaşılır olmaktadır. Bu bulgu, madde kullanıcılarının bulundukları gruptan etkilendiklerini göstermesi bakımından da ilgi çekicidir.
 

Kızların erkeklere göre daha düşük oranda boya tineri kullandıkları ve ailesiyle yaşayanlara benzer olarak yapıştırıcıyı tercih ettiklerini görüyoruz. Kızlarda da yapıştırıcı kullanım riski erkeklere göre 5 kat daha yüksektir. Kızların sokakta yaşama oranının daha düşük olduğu, ailesiyle yaşamasa bile bir başkasının evinde yaşama oranının erkeklere göre daha yüksek olduğu göz önüne alındığında, kızların madde tercihinin ailesiyle yaşayanlara benzerlik göstermesi beklenebilir. Tiner bali’ye göre daha fazla toluen içermektedir. Bu nedenle, uçucu madde kullanımında balinin birinci basamağı, tinerin ikinci basamağı oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Başka bir deyişle, uzun süre bali kullananlar bir süre sonra tinere geçmektedir. Ancak bu durum her zaman geçerli değildir. Doğruda tinere başlayanlar olduğu gibi, hiçbir zaman tinere geçmeyen bali kullanıcıları da vardır.
Devamını Oku

Uçucu Maddeler

Günümüzde gençler arasında sık olarak kullanılan uçucu maddeler arasında boya tineri, yapıştırıcılar (özellikle piyasada Bally markasıyla satılan) ve benzin sayılabilir. Çok sayıda ve farklı türde uçucu maddeler vardır. Uçucu maddeler, kimyasal yapılarına ya da kullanım alanlarına göre farklı alt gruplara ayrılabilir. Uçucu maddeleri şu şekilde sınıflandırabiliriz.


1. Tıbbi anestetik gazlar: Nitröz oksit, helyum, oksijen.
 

2. Tıbbi olmayan amaçlarla kullanılan gazlar: Benzin, çakmak gazı, propan, parafin, bütan, antifriz, akü asidi, freon, tutuşturucu sıvılar.
 

3. Endüstriyel/ Evle ilgili uçucular: Çamaşır suyu, yapıştırıcılar, saç boyası, boya inceltici (tiner), ayakkabı boyası, kauçuktan yapılan yapıştırıcılar, aseton, tırnak cilası.

4. Sanat/ Ofis teçhizatları: Daksil, tipp-ex, işaretleyici kalem ve boyalar.

5. Evle ilgili aerosollar: Çeşitli aerosollar, saç spreyi, sprey boya, deodorant,oda spreyi.

6. Alifatik nitritler: Astma inhalanları.
 

Uçucu maddelerin türleri ve içerikleri ülkeler arasında farklılıklar göstermektedir. Örneğin, Brezilya’da sık olarak kötüye kullanılan uçucu madde “Lance perfume” adı verilen bir eter ve kloroform karışımıdır. Ülkemizde ise ilk sıraları yapıştırıcılar (Bally, Uhu) ve boya tineri almaktadır. Yapıştırıcıların içeriğinde toluene, nafta, asetat, hekzan, benzen, klorobonlar, bromokloradilormetan (yangın söndürücüsü), freon ve diğer gazlar vardır. Tinerin içeriğinde ise ana madde toluene’dir.

Tiner deyince selülozik tinerin kast edildiği unutulmamalıdır. Tiner, %50-60 civarında toluene içerirken, bali gibi yapıştırıcılar %35 civarında toluene içerir.
 

Uçucu maddelerin çeşitli tiplerinin olduğunu daha önce belirtmiştik. Farklı tipteki uçucu maddelerin kullanım biçimi de farklılıklar göstermektedir. 

Farklı uçucu maddelerin kullanım biçimleri şu şekildedir.

* Yapıştırıcılar boş torbalara dökülür ve oradan buharı içe çekilir. Torbaya bırakılan ılık hava maddenin çözünürlüğünü arttırır ve daha fazla madde solunmuş olur. Bunları kullananların ağız çevresinde torbanın kenarının bıraktığı izler görülebilir.

* Tiner  bir  bez  parçasına  emdirilir  ve  bu  bez  ağız burun  önüne  tutularak
solunur.


* Daksil ya da kuru-temizleme çözücüleri (trikloretan içermektedir) giysilerin
koluna ya da bir kumaş parçasına dökülmekte ve buharı içe çekilmektedir.


* Çakmak gazları, tüp gazlar (bütan, propan) ya da aerosoller plastik bir torbadan ya da doğrudan koklanarak ya da ağız içine çekilerek içe çekilmektedir.


Düzenli olarak uçucu madde kullanmaya başlayan kişide davranış değişiklikleri ortaya çıkmaya başlar, okulda sorumsuz davranışlar ve bazen okuldan kaçma, evden çıkma, evde olduğu zamanlar uçucu madde kullanımını gizlemeye çalışan sözler ve davranışlar gözlenebilir. Uçucu madde etkisi altındaki çocuğun davranışlarında kontrolsüzlük vardır ve öforik (neşeli) bir halde olabilir. Bu değişiklikleri diğer ergen davranışlarından ayırt etmek zordur. Uçucu maddelerin nefesteki ya da giysilerdeki kokusu, yapıştırıcılara ait artıkların giysilerde kalması, burun ya da ağız çevresindeki kızarıklıklar daha kesin kanıtlardır.
 

Uçucu madde alımını genellikle kısa bir keyif hali ve gevelercesine konuşma izler. Bazen bulantı, kusma, karın ağrısı, kulak çınlaması, görsel ve işitsel hallüsinasyonlar ya da şaşkınlığa (konfüzyona) neden olabilir. Kendini kesmeye bağlı izler ya da diğer kendine zarar verme davranışıyla ilgili deri izleri yine aile için uyarıcı olabilir. Çünkü uçucu kullanıcıları arasında kendini kesme oranı oldukça yüksektir.
 

Uçucu maddelerin idrarda tespiti oldukça zordur. Madde kullanımını takiben ilk 12 saatte idrarda tespit edilebilir. Ancak tespit yöntemi oldukça pahalıdır, bu nedenle test uygulaması yaygın değildir..
Devamını Oku

Esrar Zararları

Kalp damar sistemi

Kalp atışında artış ve kestirilemeyen kan basıncı değişimi esrar kullanımına bağlı etkiler arasında sayılabilir. Esrar kullandıktan sonraki ilk bir saat içinde kalp krizi geçirme riskinin normalden dört kat daha fazla olduğu ortaya konmuştur (Mittleman ve ark. 2001). Araştırmacılar bu etkinin esrarın kan basıncı ve kalp atışı üzerindeki etkisi ve kanın azalan oksijen taşıma kapasitesinin etkisinden kaynaklandığını öne sürmektedirler.


Merkezi sinir sistemi
 

Beynin bazı bölgelerinde çok sayıda cannabinoid reseptörler bulunurken bazı bölgelerinde ise çok az veya hiç yoktur. Cannabinoid reseptörlerin büyük çoğunluğu beynin hafızadan, hazdan, düşünceden, konsantrasyondan, emosyondan, zaman algısından ve koordine hareketlerden sorumlu bölgelerindedir. Esrar kullanımının kısa süreli etkileri arasında hafıza ve öğrenme ile ilgili sorunlar sıktır. Hafıza bozuklukları ve konsantrasyon kaybına neden olabilir. Refleksleri bozduğu için araba kullanmak sakıncalıdır.

Solunum sistemi
 

Esrar kullanımının akciğer’de bronşite ve kansere neden olabildiği ve bu etkinin sigarayla karşılaştırıldığında 5 kat daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Kuru öksürük, larenjit ve farenjite yol açabilmektedir. 450 kişiyle yapılan bir çalışmada, sigara içmeyen ama sık sık esrar kullanan kişilerin sigara içenlere göre daha fazla sağlık sorunları yaşadıkları ve hiç içmeyenlere göre daha fazla iş günü kaçırdıkları ortaya çıkmıştır (Polen ve ark. 1993). Hastalık izniyle işe gelmeyen esrar kullanıcılarının çoğunluğunun sorunu solunum yolları hastalıklarıdır (NIDA, 2004).
 

Esrar kullanımı, sıklıkla öksürük ile birlikte ağız ve boğazda yanma ve batmaya neden olur. Düzenli olarak esrar kullanan kişilerde, sigara kullananlara benzer, öksürük, balgam çıkarma, sık ve ani göğüs ağrıları sıktır ve yüksek akciğer enfeksiyonu riski vardır. Esrarı sigara halinde kullananlarda baş boyun kanseri geliştirme olasılığı yüksek olduğu ve kullanım sıklığı arttıkça bu hastalığın riskinin de yükseldiği iddia edilmektedir (Zhang, 1999). 173 kanser hastası ve 179 sağlıklı kişinin karşılaştırıldığı çalışmada esrar kullanımının kanser geliştirmede riski iki veya üç kat arttırdığı ortaya çıkmıştır (NIDA, 2004).
 

Esrar, tahriş edici ve kanserojen maddeler içerdiğinden dolayı (Sridhar, 1994), akciğer ve diğer solunum yolu bölgelerinde de kanser oluşma riskini arttırmaktadır. Sigara halindeki esrar, sigaraya oranla %50-70 arası daha fazla kanserojen hidrokarbon içermektedir. Ayrıca bazı hidrokarbonları kanserojen hale çevirmeye yol açan enzimlerin derecelerini arttırmaktadır (Cohen, 1981). Esrar kullanıcıları, sigara içenlere oranla, genellikle dumanı içlerine daha derin çekip, nefeslerini daha uzun süre tutmaktadırlar. Bu şekildeki esrar içimi, akciğerlere daha fazla baskı uygulayıp kullanıcıların kansere daha eğilimli olmalarına neden olmaktadır.

Bağışıklık sistemi
 

İleri derecedeki esrar kullanımının sağlık üstüne olan etkileriyle ilgili hayvan ve insan hücreleri üstünde yapılan çalışmalarda, THC ve diğer esrar ürünlerine maruz kalmanın bağışıklık sistemini bozduğu ortaya çıkmıştır (Adams, 1996). Araştırmalarda THC’ye maruz kalan farelerin, maruz kalmayanlara oranla daha fazla bakteriyel enfeksiyonlar ve tümörlere yatkın hale geldiği ortaya çıkmıştır. Bu bulgular, THC’nin bağışıklık sisteminin bulaşıcı hastalıklar ve kanserle başa çıkma kapasitesini azalttığını göstermektedir.

Öğrenme ve sosyal davranışlar

 Esrar kullanımı öğrenme ve bilgi hatırlamayı olumsuz etkileyebildiği için, entelektüel kapasite, çalışma ve sosyal beceriler konusunda da gerileme görülmektedir. Bunun yanı sıra araştırmalar, esrarın hafıza ve öğrenmeyle ilgili olumsuz etkilerinin esrarın etkisi geçtikten sonra bile günler  hatta  haftalar sürebildiğini göstermektedir (Pope, 1996).

Esrar kullanan öğrenciler diğerlerine göre daha düşük notlar almakta ve liseden mezun olma olasılıkları düşmektedir. 129 öğrenciyle yapılan bir çalışmada ağır esrar kullanıcılarının kullandıktan 24 saat sonrasında bile dikkat, hafıza ve öğrenme becerilerinin önemli miktarda azaldığı kaydedilmiştir. Araştırmaya katılan ağır esrar kullanıcıları, dikkatlerini toplamakta ve yoğunlaştırmakta, organize olmakta ve onlara verilen bilgileri kullanmakta daha fazla zorluk çekmişlerdir. Sonuç olarak, sık esrar kullanan kişiler hayatlarına, kullanmadan öncesine kıyasla, daha düşük  bir entelektüel seviyede ve kapasitede devam etmektedirler (Pope, 1996).
 

Araştırmacılar, yaptıkları bir listedeki kelimeleri hatırlama çalışmasında, esrar kullanımını bıraktıktan sonra 1 hafta geçmiş olan ağır kullanıcıların hatırlama zorluklarının devam ettiğini ve hatırlamanın ancak 4 hafta içinde tekrar düzelme kaydettiğini ortaya çıkarmışlardır (Pope ve ark. 1996).

Araç kullanımı

Esrar, kullanılan miktarla ilişkili olarak bilişsel ve davranışsal işlevlere zarar vermektedir. Bu etkiler, araba kullanmak gibi sürekli dikkat gerektiren ve karmaşık işlerde daha uzun süreli yaşanmaktadır. Bu nedenle esrar kullanımından sonra araba kullanılması tehlikelidir. Esrar kullanımının araba kullanma üzerindeki etkisini saptamak için yapılan araştırmalarda, esrar kullanımı sonrası araba kullanmanın, kanda %0.07 ile %0.10 oranında alkol ile araba kullanmaya denk olduğu saptanmıştır (Robbe, 1994; Smiley, 1998). Esrarın araba kullanma üzerindeki olumsuz etkeleri şunlardır.

* Tepki verme zamanının yavaşlaması


* Çevresel ışık uyaranlarını algılamada zayıflık


* Zayıf göz takibi


* Zaman ve yer algısında bozulma


* Koordinasyonda zayıflama / bozulma


* Fren ve hızlanmada hatalar, hız kontrolünün azalması


* Yargı ve karar alma yeteneğinin zayıflaması, araba sollamada kaza riskinin artması


* Özellikle birden çok iş yaparken, dikkatin zayıflaması / azalması


* Kısa süreli hafızanın zarar görmesi


* Alkol ve diğer maddelerle birlikte kullanınca,    olumsuz    etkilerin artış göstermesi



Bağımlılık
 

Günümüzde esrarın bağımlılık yapmadığı, yapsa bile daha çok psikolojik bağımlılık yaptığına ilişkin bir kanı hakimdir. Araştırmalarda esrar kullanımının fiziksel ve psikolojik bağımlılık yapabileceği gösterilmiştir. Esrar bağımlılığı ayrı bir tanı kategorisi olarak DSM-IV ve ICD-10 gibi sınıflandırma sistemlerinde yer almaktadır. Esrar kullanımına karşı hızlı bir tolerans geliştiği gösterilmiştir. Sıklıkla ikinci kullanımdan itibaren toleransın başladığı iddia edilmektedir.
 

Yapılan bir çalışmada, esrar kullanıcılarının %35’i istedikleri halde esrarı bırakamadıklarını, %24’ü esrar kullanımı yüzünden yaşadıkları sorunlara rağmen kullanmaya devam ettiklerini ve % 13’ü tüketimlerini kontrol altında tutamadıklarını bildirmişlerdir. Araştırmaya katılan kullanıcıların %20’si, esrar kullanmadıkları zaman huzursuzluk ve gerginlik hissettiklerini ifade etmişlerdir (Thomas, 1996; Johns, 2001). Yeni Güney Galler’de, haftada 3-4 kere olmak üzere, uzun süredir esrar kullanan 243 kişinin katılımıyla bir araştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçları DSM-III-R ve ICD- 10’a göre (Dünya Sağlık Örgütü, 1992) katılımcıların %57’sinin bağımlı olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra araştırmaya katılan kullanıcıların yalnızca %25’inin esrara bağlı sorunlar yaşadıklarını kabul etmeleri dikkat çekicidir (Swift ve ark. 1998). Amerika’da yapılan bir araştırmada, esrar kullanmaya başlayan kişilerin 4-5 sene içinde ağır kullanıcı oldukları ve her on kişiden birinde bağımlılık oluştuğu ortaya çıkmıştır (Anthony ve ark. 1994, Strang ve ark. 2000). Yapılan bir başka araştırmanın sonuçlarına göre; esrar  kullanan her  10 kişiden sadece biri kullanımı bırakmayı istemektedir veya denemektedir. Kullanıcıların çoğu esrarı bırakmanın çok zor olduğunu ifade etmekte ve olumsuz zararlarına maruz kalmalarına rağmen kullanıma devam etmektedir (Anthony ve ark. 1994; Hall ve ark. 1994; Strang ve ark. 2000). Bu bulguların yanı sıra, Amerika’da 2002 yılında yayınlanan bir raporda, esrar bağımlılığı tedavisine taleplerin son 10 yıl içinde iki katına çıktığı belirtilmektedir (Budney ve Moore, 2002).
 

Esrar kullanıcılarında bağımlılık görülme riskinin kullanımın sıklığıyla orantılı olduğu gösterilmiştir. Bağımlılığın görülme sıklığı, sık kullanımla beraber yükselme eğilimindedir. Haftada birkaç kez ve uzun süre esrar kullananlarda bağımlılık görülme sıklığının %57 ile 92 arasında değiştiği saptanmıştır (Swift ve ark. 1998; Johns, 2001).


Madde bağımlısı genç yetişkinlerin madde kullanmaya esrar içerek başladığı ve ağır kullanıcıların daha önce hiç esrar kullanmayanlara göre 140 kat daha fazla diğer maddeleri kullanmaya meyilli oldukları gösterilmiştir (Arseneault ve ark. 2004). İstanbul’da yaşayan öğrencilerde riskli davranışları araştıran bir çalışmada esrar kullananlarda diğer maddelerin kullanım riski oldukça fazla bulunmuştur. Esrar kullananlarda kullanmayanlara göre ecstasy kullanma riski 34 kat, uyuşturucu hap kullanma riski 23 kat, eroin kullanma riski 17 kat ve uçucu madde kullanma riski 10 kat daha fazla bulunmuştur (Ögel ve ark. 2004).

Yoksunluk belirtileri
 

Esrara bağlı yoksunluk belirtileri genelde yoğun esrar kullananlarda gözükmektedir. Bir başka deyişle sık ve uzun süre kullanıldıktan sonra bırakılan esrarın yoksunluk belirtilerine yol açtığı belirlenmiştir. Yapılan araştırmalarda esrar kullanımının bırakılması sonucu birçok farklı yoksunluk belirtisinin ortaya çıktığı görülmüştür. Dört hafta boyunca aralıksız esrar kullanan ve ardından 4 hafta arındırma süreci yaşayanlarda, esrar kullanımı kesildikten sonra iştahsızlık ve uyku düzensizliği gözlemlenmiştir. Farklı araştırmacılar tarafından yapılan birçok çalışmada benzer yoksunluk belirtileri saptanmıştır. Yoksunluk belirtilerini şu şekilde özetleyebiliriz:

* Aşırı hassaslık
* Alınganlık
* Sinirlilik
* Huzursuzluk
* Gerginlik
* İştah azalması
* Uykusuzluk
* Titreme
* Ürperme
* Terleme
* Ateş
* Bulantı
* Mide-Bağırsak rahatsızlıkları
* Parçalanmış düşünceler
* Yön duygusu kaybı
* Görsel, işitsel ve dokunsal halüsinasyonlar 


Yoksunluk belirtilerinden en az ikisini yaşayan kullanıcıların esrar yoksunluğu tanısı alabilecekleri belirtilmiştir. Belirtilerin madde kullanımının bırakılmasından 4 saat sonra başlayıp 4 gün boyunca devam ettiği, belirtilerin bu 4 günde en yoğun düzeye ulaştığı bildirilmektedir. Yoksunluk sürecinde agresyonun özellikle en yoğun yedinci günün sonunda yaşandığı gözlemlenmiştir.

ESRARLA İLGİLİ YANLIŞ İNANÇLAR

Esrar  doğal  olduğu  için  zararlı değildir.

Esrar bağımlılık yapmaz..

Esrarın etkisi sadece birkaç saat
sürer.

Esrar stresi giderir.

Esrar sigaradan ve alkolden daha
az zararlıdır.

Esrar zihni açar.
Birçok bitki insan için zehirlidir.

Esrar psikolojik bağımlılık yapar. Ayrıca kullanımın dozu ve sıklığına bağlı  olarak fiziksel bağımlılık potansiyeli vardır.

Esrar vücutta yağ hücrelerinde depolandığı için etkisi günlerce, haftalarca sürebilir. (Esrar sigara olarak içildiğinde kanda birkaç dakikada etkisi en üst düzeye çıkar, saatler içinde hızla düşer. Vücuttan idrarla atılır, atılması günler sürer.)

Diğer uyuşturucularda olduğu gibi esrar sadece problemlerle yüzleşmeyi geciktirir.

Esrar 412 adet kimyasal madde içermektedir. Sigara şeklinde içildiği zaman sigaradan 5 kat daha zararlıdır. Neden olduğu psikososyal sorunlar bakımından ise alkol ile belirgin benzerlikler göstermektedir.

Esrar zihni sisli hale getirir, bellek, konuşma, anlama ve karar verme yeteneğini bozar.
Devamını Oku