Uyuşturucu Maddeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyuşturucu Maddeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Uyuşturucu Tarihi

UYUŞTURUCU: 10 BİN YILLIK BİR SORUN

Uyuşturucular, binlerce yıldır insanlığın en büyük sorunlarından biri. Bu sorun gelişmiş ülkelerde olduğu kadar geri kalmış ülkelerde de artmaya devam ediyor.

Uyuşturucu Kullanımı 10 Bin Yıl Önceye Uzanır Taiwan’da 10 bin yıl önceden kalan seramiklerin bazılarında o dönemden kalma hintkeneviri (marijuana) izleri bulundu. Çin İmparatoru Shen Neng’in M.Ö. 2737’de hazırlattığı bir belgede romatizma, gut ve unutkanlığa karşı hintkeneviri önerilmişti.Hindistan’da M.Ö. 1500’lerden kalan “Atharvaveda” dokümanında, hintkeneviri tedavi amaçlı kutsal bitki olarak anılır. Sümerler, 5400 yıl önce keyif verici olarak kullandıkları haşhaşa “HUL.GİL” yani keyif bitkisi diyordu. Mısır’da haşhaş üretimi M.Ö.1300’lerde başladı ve Akdeniz yoluyla Avrupa’ya yayıldı. Kıbrıs, M.Ö. 1100’de haşhaşla tanıştı. Büyük İskender’in orduları M.Ö. 330’da haşhaş alışkanlığını İran ve Hindistan’a taşıdı. Haşhaşın, Çin’e ulaşması M.S. 400’lerde Arap tüccarlar kanalıyla gerçekleşti. Peru’da koka bitkisinin yapraklarını çiğneme alışkanlığı M.Ö. 6000’e uzanıyor. Peru’da 3000 yıllık mumyalarda koka bitkisi kalıntıları bulundu. İnkalar koka bitkisini, tanrısal saydığı için sadece asiller ve bürokratlar bu bitkiyi ekebilirdi.

1732-1930 yılları arasında satışı serbest olan, afyon içeren Dover’s Powder adlı ilaç İngilizler, Çin’e Afyon Satamayınca Savaş Açıp Hong Kong’u Ele Geçirdi Qing Hanedanı döneminde 1750’lerde Çinliler, çayı gümüş karşılığında satardı. İngiltere, Çin’den çay ithal etmek için Meksika’dan gümüş satın alıyordu ama ticaret açığını kapatamıyordu. İngilizler 1817’de, sömürgeleri olan Hindistan’da bolca ürettirdikleri afyonu Çin’e satarak çay satın almayı kolaylaştırdı. Çin halkı afyona alışınca bu alışkanlığa son vermek isteyen imparator, 1839’da İngilizler’in Çin’e afyon satmasını engelledi. İngiliz gemilerindeki 500 ton kaçak afyona el koyup imha ettiler. Birkaç gün sonra içkili İngiliz gemiciler taşkınlık yapıp bir Çinli’yi öldürdü. İngilizler gemicilerin Çin’de yargılanmasına karşı çıkınca gerginlik arttı. İngiltere, imha edilen afyonun parasını da Çin’den talep etti. Çin bunu reddedince İngilizler, Çin limanlarına saldırdı. Savaş 3 yıl sonra sona erdiğinde İngilizler, Hong Kong’u ele geçirmiş oldu. Bu olay tarihe  “Afyon Savaşı” olarak geçti. İkinci Afyon Savaşı ise 4 yıl sürdü. Çin’de gümrükçüler afyon kaçakçısı Çinli gemicileri 1856’da tutukladı. İngilizler, gemicilerin kendi gemilerinde çalıştığını öne sürüp bırakılmalarını istedi. Fransızlar da “Çinliler bir misyoneri öldürdü” diyerek İngilizler’e destek verdi ve savaş başladı. Savaş 1860’ta sona erince Çin, Avrupalıların isteklerini kabul etti.

Diş ağrısı için satılan kokainli ilaç reklamı (1885)

Zararsız Sanılan Uyuşturucular Geçmişte Serbestçe Satılırdı Geçmişte çoğu uyuşturucu serbestçe satılırdı ama bağımlılık yaptıkları anlaşıldıkça satışları yasaklandı. Uyuşturucu işi, yılda 500 miyar dolarlık satış ile dünyanın 3. büyük ticareti olduğu için mücadele etmek kolay değil. Bu nedenle uyuşturucuyla savaşta, tüm ülkeler işbirliği yapıyor. Yaygın bir uyuşturucu olan afyon, haşhaş kapsülü çizilince çıkan kıvamlı sıvıdır. Afyon, Çin’den 50 yıl sonra İngiltere’de ve 1914’te de ABD’de yasaklandı. Hint keneviri bitkisinin yaprak ve çiçekleriyle birlikte kurutulmuş haline ABD’de marijuana denilir. Hint keneviri 1950’lerden itibaren yasaklandı. Son yıllarda bazı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de bazı eyaletlerde yasak listesinden çıkıyor. Esrar, hintkenevirinin sadece çiçek ve tohum yataklarının kurutulup elenerek toz hale getirilmiş halidir. Bu tozun ısıtılıp sıkıştırılarak plaka haline getirilmiş haline yurt dışında haşiş denilir. Metamfetamin, 1893’te sentezlenen ve halüsinasyon yapan bir maddedir. Alkolizm ve depresyona karşı ilaç olarak kullanılırdı. Bağımlılık yaptığı için 1970’te yasaklandı. Kokainin kimyasal adı “benzoylemetil ekgonin”dir. İlk kez 1859’da koka bitkisinin yapraklarından izole edildi. Kullanımı serbestti ve ilk yıllarda Coca Cola adlı içeceğin içinde de kokain vardı. Bağımlılık yaptığı anlaşılınca kokain 1914’te ABD’de yasaklandı. LSD’nin kimyasal adı “D-Liserjik asit dietilamit”tir ve çok güçlü bir halüsinojendir. LSD’yi 1943’te A. Hoffman sentezledi. LSD, Santos firmasıı tarafından 1947’de ilaç olarak satışa sunuldu. Bağımlılık yaptığı anlaşılınca 1970’te yasaklandı. Ekstazi adlı hapın kimyasal adı “3,4-metilenedioksi-Nmetilamfetamin” dir ve 1912’de sentezlenmiştir. Psikoterapi için kullanıldı ama tehlikesi anlaşılınca 1985’te yasaklandı. Eroinin kimyasal adı “diasetil morfin”dir. Almanya’da Bayer tesislerinde F. Hoffman tarafından afyonun, asetik anhidrit ile reaksiyona sokulmasıyla sentezlendi. ABD’de 1898’den 1910’a kadar serbestçe satıldı ama bağımlılık yaptığı için yasaklandı.

1898’den 1910’a kadar satışı serbest olan Bayer marka eroin Uyuşturucular Milyonlarca İnsanı Etkiledi ve Ölümlere Neden Oldu Çin imparatoru, 1839’da halkını korumak için afyon satışını yasaklayarak dünyayı uyardı. Ancak İngiliz ve Fransızlar afyon satışının yasaklanmasını engelledi. Her yıl binlerce insan uyuşturucular nedeniyle yaşamını kaybediyor. Ölenler film yıldızı veya müzisyen gibi tanımış kimseler olunca basına yansıyor.

Diğer ölümler basına yansımadığı için sayısı pek bilinmiyor. Pakistan’da 6,4 milyon kişinin uyuşturucu bağımlısı olduğu hesaplandı. Rusya’da her yıl 70 bin kişinin aşırı dozdan öldüğü açıklandı. Rus resmi kaynağına göre 550 bin, uzman hesabına göre Rusya’da 4 milyon uyuşturucu bağımlısı var. ABD’de yılda 19 bin kişi uyuşturucu nedeniyle ölüyor. ABD’de her yıl eroin 2000, kokain ise 2500 kişinin ölümüne neden oluyor. Michael Jackson, ağrı kesicileri karıştırarak enjekte ettiği için 2009’da öldü ve doktoru hapis cezası aldı. Elvis Presley, aşırı miktarda ağrı kesici ve barbiturat kullanırdı, bu ilaçlar nedeniyle 1977’de kalp krizi geçirip öldü. Gitarcı Jimi Hendrix, 1970’te alkol ve uyuşturucu karışımı aldığı için öldü. ABD’de aktör John A. Belushi, 1983’te aşırı dozdan öldü.

Çin imparatoru, afyon satışını yasaklayarak tüm dünyayı uyarmıştı. Çinlilerin 174 yıl önceki çağrısı dikkate alınsaydı on binlerce kişi sağ kalabilirdi.
Devamını Oku

RİTALİN (Metilfenidat) Nedir

Ritalin, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu sendromu olan çocukların tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Bazen narkolepsi tedavisinde de kullanılabilir. Merkezi sinir sistemini uyarır; etkisi metaamfetaminlere göre daha az, kafeine göre daha fazladır. Ritalin, tabletler halinde ve sadece kırmızı reçete ile satılmaktadır.







 
Etkiler

Ritalin hiperaktif çocukları yatıştırıcı, dikkat eksikliği olanları da odaklayıcı bir etkiye sahiptir. Tavsiye edildiği dozda alındığında faydalı olabilmektedir. Yapılan araştırmalarda da tedavinin parçası olarak ve tavsiye edilen dozda kullanılan Ritalinin bağımlılık yapmadığı gösterilmiştir. Fakat uyarıcı etkileri nedeniyle, insanların bu ilacı istismar ettikleri bilinmektedir. Ritalinin etkisini arttırmak için eroinle ya da hem eroin hem de kokainle karıştırıp kullananlar olduğu saptanmıştır. Orta okul ve lise öğrencileri tabletleri kırıp burundan çekerek ya da tabletleri yutarak “kafa bulmaya” çalışmaktadırlar.

Farmakoloji

Ritalin bir merkezi sinir sistemi uyarıcısı olup belirgin etkisi motor aktivite yerine mental aktivite üzerinedir. İnsandaki etki mekanizması tamamen anlaşılmamıştır, fakat beyin kökü aktivasyon sistemini ve korteksi aktive ederek uyarıcı etkisini gösterdiği düşünülmektedir. Ritalin’in çocuklardaki mental ve davranışsal etkilerinin mekanizması açıklıkla belirlenmemiştir ve bu etkilerin merkezi sinir sisteminin durumu ile ilişkilerini gösteren kesin bir kanıt bulunmamaktadır.

Oral yoldan alındıktan sonra etkin madde (metilfenidat hidroklorür) hızla ve hemen hemen tamamen emilir. Yoğun ilk geçiş metabolizması nedeniyle sistemik biyoyayarlanımı dozun ancak %30’u (%11-51) kadardır. Besinlerle alınması emilimini hızlandırır fakat emilen miktarı etkilemez.

Oral alınmasından sonra 48-96 saat içinde dozun %78-97’si idrar, % 1-3’ü dışkı ile, metabolitleri şeklinde atılır. Değişikliğe uğramamış metilfenidat ancak küçük miktarlarda (< % 1) idrarda görülür. İlaç ile tedavi DHEB sendromunu gösteren çocukların hepsinde endike değildir. Uyarıcılar, çevresel faktörler (özellikle çocuk suistimali) nedeniyle sekonder olarak gelişen belirtiler olan çocuklarda ve/veya psikoz dahil, primer psikiyatrik bozukluklar olan çocuklarda kullanılmaz. Uygun eğitsel yaklaşım esastır ve psikososyal girişim genellikle gereklidir.

Zehirlenme ve tedavisi

Akut doz aşımının belirti ve semptomları başlıca merkezi ve sempatik sinir sistemlerinin aşırı uyarılmasına bağlıdır ve aşağıdaki belirtiler görülebilir: kusma, ajitasyon, tremor, hiperrefleksi, kas seğirmesi, konvülsiyonlar (muhtemelen komanın izlediği), öfori, konfüzyon, halüsinasyonlar, deliryum, terleme, ateş basması, baş ağrısı, hiperpireksi, taşikardi, palpitasyon.

Tedavi destekleyici önlemlerden oluşur. Hasta kendine verebileceği zarara ve halen mevcut aşırı uyarılmayı daha da ağırlaştıracak dış uyarıcılara karşı korunmalıdır. Eğer belirti ve semptomlar çok şiddetli değilse ve hasta bilinçli ise kusturma ile mide boşaltılabilir veya yıkanabilir. Zehirlenme şiddetli ise, midenin yıkanmasından önce çok dikkatle titre edilmiş dozda kısa etkili bir barbitürat verilmelidir. Yeterli dolaşım ve solunumun sürdürülmesi için çok özen gösterilmelidir; hiperpireksi için dışarıdan soğutma işlemleri gerekebilir. Ritalin ile doz aşımında periton diyalizinin veya ekstrakorporal hemodiyalizin etkinliği tespit edilmemiştir.
Devamını Oku

FENSİKLİDİN (PCP) Nedir

Fensiklidin ilk kez 1950’lerde sentez edilmiş, 1963 yılında intravenöz yolla kullanılmış cerrahi anestezik olarak tıbbi kullanım alanına girmiştir. Fakat hastaların anesteziden uyanırken orientasyon bozukluğu, ajitasyon ve delirium göstermesi sebebiyle tıbbi kullanımdan kaldırılmıştır. İlk defa 1967 yılında yasadışı madde olarak kullanılmaya başlanmış, 1970’li yıllarda kullanımı yaygınlaşmıştır. Çok basit ve ucuz imal edilip, çok pahalıya pazarlanmaktadır.

 
Beyaz kristal toz şeklinde olup, tabletler, kapsüller ve renkli tozlar şeklinde görülür. Değişik şekillerde kullanılır. Ağız yoluyla, damardan, enfiye şeklinde ya da sigara ile içe çekilerek kullanılabilir. En sık kullanım şekli sigara ile içilmesidir.

Etkiler
 

Fensiklidin igara ile 2-3 mg içildiğinde 5 dakika içinde etkisi başlar ve 30 dakikada etkisi en üst düzeye ulaşır. 5 mg’dan az “düşük”, 10 mg’dan fazla “yüksek” doz olarak nitelendirilir. Etkisi 2-6 saat arasında sürebilir. Kesin etki mekanizması bilinmemekle birlikte, asetil kolin blokajı, seretonin inhibisyonu ve dopamin serbestleşmesi yaptığı düşünülmektedir. Kişinin ruh hali, alınan doz miktarı etkinin değişmesine yol açar. Sessizlik ve yoğun fantezi içine girilir. Vücudun ağırlığı kaybolur, hissizlik meydana gelir. İşitme ve görme halüsinasyonları görülebilir. PCP’nin etkisini genellemek oldukça güçtür; çünkü kişiden kişiye farklı etkilere yol açar. Kimi insanı daha sosyal, konuşkan, pozitif yaparken bir başkasını daha saldırgan, bir diğerini pasif yapabilir.

İstenmeyen etkiler

 

PCP ile ciddi yan etkiler  ortaya çıkar. Maddeden kaynaklanan toksikasyon psikozlara, akut zihinsel sendromlara veya komaya yol açabilir. Sıkıntı, korku, zihin bulanıklığı, ajitasyona sebep olur. Hipertansiyon, ataksi, yüz ve boyun bölgesinde adale rijiditesi, hipertermi, hipersalivasyona neden olmaktadır.
Devamını Oku

GHB (Gamma Hidroksi Bütirat) Nedir

Önceleri vücut çalışması yapanlarda kas büyümesini uyarmak için kullanılırken, son yıllarda eğlence partilerinde kullanılmaya başlanmıştır. Elektrik panellerini temizlemeye yarayan bir kimyevi maddeden sentez edilerek elde edilmiştir. Amerika’da sokak dilinde grievous bodily harm (acı veren bedensel zarar), g, liquid ecstasy (sıvı ecstasy), georgia home boy olarak geçmektedir.

Sıvı, toz, tablet ve kapsül halindedir. Genellikle küçük şişecikler içinde satılır. Çoğunlukla ecstasy ve alkol ile birlikte kullanıldığı bilinmektedir. Kokusu ve tadı yoktur, etkisi 1-3 saat sürer. Kokusu ve tadı olmadığından, içki veya içilen herhangi bir şey içine kolayca karıştırılmaktadır. Özellikle klüp kültürü olan gençlerin kullandığı bir uyuşturucu türüdür.
 

GHB merkezi sinir sistemini baskılayan, kokusuz, berrak bir maddedir. Sıvı ecstasy (Georgia home boy, G) olarak da bilinen bu madde kişide aşırı bir eğlenme ve rahatlama hissi uyandırmaktadır ve kötüye kullanıma açık bir maddedir. GHB Amerika’da narkolepsi (bir çeşit uyku rahatsızlığı) tedavisinde kontrollü bir şekilde kullanılmaktadır. Bunun yanında kulüplerde, partilerde özellikle “tecavüz hapı” olarak da bilinmektedir.

Etkileri

GHB’nin sarhoşluk hissi verdiği bilinmektedir. GHB öfori, relaksasyon, ve cinselliği artırmak amacıyla kullanılmaktadır. Tecavüz edenlerin kişiyi etkisiz hale getirmek için GHB verdikleri de bilinmektedir. Vücut çalışanları ise GHB’yi anabolik etkileri için aldıklarını söylemişlerdir. GHB alındıktan 10-20 dakika sonra etkisini göstermeye başlar. Bu etkiler alınan doza göre 4 saate kadar sürer. Az alınan miktarlarda rahatlama hissi, daha yüksek dozlarda ise yatıştırıcı etki uykuya hatta komaya yol açar.

İstenmeyen etkiler

GHB’nin yan etkileri oldukça fazladır. Koma, nefes alma zorluğu, beyinde kalıcı hasarlar, ölüm bu etkiler arasındadır. Kullananlarda bellek sorunu, bilinç kaybı sık görülmektedir.

Yoksunluk belirtileri
 

Yoksunluk belirtileri arasında anksiyete, ajitasyon, tremor ve delirium bildirilmiştir. Psikozda gözlenebilmektedir.

Zehirlenme belirtileri
 

Zehirlenme belirtileri alkol ve sedatif-hipnotik ilaç zehirlenmesine benzer. Ajitasyon, nistagmus, ataksi, sadasyon, amnezi, hipotoni kusma, kas  spazmları ortaya çıkabilir. Nöbet, apne bradikardi, bilinç kaybı ve ani kendine gelmeler, şiddet davranışları gözlenebilir. GHB’nin aşırı dozda kullanımı hızlı bilinç kaybı, kalp ritminde yavaşlama, nefes almada güçlük, kriz, vücut ısısında aşırı düşüş, kusma ve komaya sebep olmaktadır. Bu tablo kişinin komadayken kusması ya da nefes alamaması halinde ölümle sonlanmaktadır. Kişinin ayarladığı dozlarla bu maddenin saflığı ve etkisi kontrol edilemediğinden sıkça aşırı doza sebep olabildiği bilinmektedir.
Devamını Oku

Ketamine Nedir

Ketamin, PCP’ nin yerine kullanılması için 1963’de dissosiyatif anestetik olarak geliştirilmiştir.   Günümüzde   hayvan   ve   insan   ameliyatlarında  anestetik   olarak kullanılmaktadır. Beyindeki Glutamate -ağrı algısı-, çevreye tepki verme ve hafıza merkezlerini etkilediği düşünülmektedir. Sokak isimleri arasında köpek eroini, K, özel K, vitamin K, “Ketalar SV” ve “Cat Valiums” olarak da sayılabilir.

Sıvı, beyaz, toz, ya da hap şeklinde bulunabilir. Ketamine Hydrochloride denen maddenin ocak üstünde ısıtılarak sıvıdan toza dönüştürülmesi ile elde edilmektedir. Kokusuz, renksiz ve tatsızdır. Enjeksiyon, burundan çekme ve tütün ile içilerek de kullanılabilir. Ketamine sıklıkla ecstasy ile karıştırılarak satılır ve beklenmedik etkileri ortaya çıkar. Bazı insanlar inanılmaz bir hızla etkisinin başladığını söylerler.

Etkileri
 

Eğer burundan çekilmişse 5-15 dakika içinde, eğer ağızdan alınmışsa 5-30 dk. içinde etkileri ortaya çıkar. Ketaminin temel etkileri eğer enjeksiyonla alınmışsa 30-45 dk. içinde, ağız yoluyla alınmışsa etkisi 1-2 saat içinde sonlanır. En düşük dozlardaki etkileri, hafif sarhoşluk, hayalci düşünme, sendeleyerek yürüme, robot gibi hareketler, gecikmiş yada azalmış duyumlar, sakarlık, baş dönmesi, bazen erotik duygular, sosyal yetilerin artması ve algı değişiklikleri şeklinde görülür. Daha yüksek dozlarda güçlükle hareket etme, bulantı, disosiyasyon, zorlayıcı görsel imajlar ve bayılma görülebilir. Çok güçlü halüsinasyonlara yol açar. Zaman, ses, renk ve benlik algılarını bozar. Kullanıcıda kopukluk hissini ve kontrol dışı olma duygusu yaratır. Birçok insan beden dışı deneyimler ve düzensiz seyahatler tarif ederler. Çevresinden ve kendisinden uzaklaşma; ayrılma hissi yaratır. Müzik tuhaf ve yüksek sesli gelir. Kalp atışı ve kan basıncı artar.
 

Fiziksel koordinasyon ortadan kalkar, fiziksel yetersizlik hissedilir, bu nedenle alındıktan sonra ağır makineleri çalıştırmak, araba sürmek, yüzmek tehlikelidir. Kollar ve bacaklarda “hissizlik” yaşanır, ağrı dindirici özelliği vardır. Gözler ışığa duyarlı hale gelir. Hafıza kayıplarının da görüldüğü rapor edilmiştir. Bazı insanlar geçici felç/paralize olma durumunu yaşadıklarını, kelimeleri ağızda gevelediklerini, hasta olduklarını ya da olacaklarını hissettiklerini belirtmişlerdir. Kimyasal yapısı, hareket mekanizmaları ve etkileri PCP’ninki ile benzerdir. Ancak ketamin, etki süresinin PCP’den çok daha kısa olması nedeniyle daha az etkilidir. Düzenli olarak kullananlarda paranoya ve egosantrizm gibi iki temel psikolojik problem görülmektedir.

Yoksunluk Belirtileri
 

Belirli bir yoksunluk belirtisinden bahsedilmemiştir, ancak ağrıyı dindirme etkisi olduğu için kesildiğinde ağrı duyumlarının artması görülebilir.

Entoksikasyon ve sonuçları
 

Yüksek dozlarda ise deliryum, amnezi, depresyon, bozulmuş motor fonksiyon, yüksek kan basıncı, solunumda yavaşlama ve durma görülebilir. Bazı ketamin deneyimleri neredeyse tamamen duyusal  kopukluğun korkutucu noktasına kadar varır ve bu duygu, ölüme yakın bir deneyim olarak nitelendirilir. LSD’ deki “bad trip” denilen bu olay ketamin sonucu yaşanmışsa buna “K-delik” denmektedir.   
Devamını Oku

Maraş Otu Nedir

Yurdumuzun Güneydoğu Bölgesinde özellikle Kahramanmaraş ve Gaziantep çevresinde kullanılan maraş otu, “Deli Tütün” (Nicotiana rustica L) denen bir tütün çeşidinin yapraklarının toz haline getirilerek meşe, ceviz veya asma çubuğundan elde edilen kül ile yarı yarıya karıştırılmasından elde edilmektedir.

 
Yeşilimsi bir rengi ve un gibi yapısı vardır. Çoğunlukla sigarayı bırakmak için başvurulan, ancak buna bağımlı kalınan bir dumansız tütün tüketimidir. Hasankeyf tütünü, ağız otu ya da deli tütün de denmektedir.

Kullanım Şekli

Bu karışım ortalama bir tatlı kaşığı kadar avuca alınıp alt dudak ile çene arasına konmaktadır. Ağızda 5-10 dakika tutulduktan sonra tütün-tükrük karışımı ağızdan dışarı atılır. Bu işlem gün boyunca tekrarlanmakta hatta bazı kişiler dudakları arasına yerleştirdikleri bu toz ile uyumaktadırlar. Hazırlanırken maraş otuna belli yarı yarıya katılan kül alkaloidlerin baz haline getirilerek ağız mukozasından emilmesini sağlamaktadır.

Zararları


Hemen hemen sigara tütünü ile aynı alkaloidleri taşıyan ve genellikle sigaraya alternatif olarak kullanılan maraş otunun insan sağlığı üzerine olumsuz etkileri olduğu saptanmıştır. Gerek biyokimyasal immünolojik ve gerekse hematolojik parametreler üzerine zararlı etkiye sahip olduğu çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Dudak ile dişler arasındaki bölgeye konularak ağızda uyuşmalara neden olan maraş otunun sinir, sindirim ve solunum sistemlerinde zararlara yol açmaktadır.

Maraş otu, ağız florası denilen ağız sağlığını bozmaktadır. Bu nedenle ot kullanan kişilerin ağız problemleri oluşur. Maraş otu, dişi tutan kemik ve diş etinde kızarıklıklara ve iltihaplanmalara yol açar. Bunun neticesinde de; kemik ve diş eti zayıflar. Ayrıca maraş otu kullanımı sigarayla eşdeğer oranda kalp ve damar rahatsızlıklarına neden olabilmektedir. Ağız kanseri riskinin maraş otu kullanımına bağlı olarak artabileceği saptanmıştır.
Devamını Oku

Meskalin(Kaktüs) Nedir

Peyote kaktüsü türü üzerine ilk sistemli araştırmayı, 1886 yılında Ludwig Lewin yayımlamıştır. Oysa aynı bitki; Meksika ve Güneybatı Amerikan yerlilerinin ve ilkel kabilelerin çok eskilerden beri tanıdıkları ve kullandıkları bir maddedir. Mistik törenlerde, düşünceyi değiştirmek, farklı boyutları algılamak, doğa ötesi güçlerle ilişki kurmak ve gerçeği keşfetmek amacıyla kullanılmıştır. Meskalinin yapısı LSD ve psilocybin gibi maddelerden farklı olsa da; benzer etkiler ortaya çıkarttığından halüsinojen bir madde olarak kabul edilir. Etkisi LSD’ye benzer. Meskalin, Peyote kaktüsünün başlıca aktif maddesidir. Küçük tazemsi görünüşlü bir kaktüsdür. Küçük kaktüs başı, küçük kaktüs içkisi, kaktüs, doruklar, ay, yarım ay, kötü tohum, büyük şef gibi isimleri vardır.

Bir ananas büyüklüğü ve şeklinde bir bitki olan, Meksika meskal kaktüsünün halüsinojenik (hayal yaratıcı) etkileri vardır. Genellikle ‘düğmeler’ (Buttons) olarak adlandırılan iki dilim, tepe kısmından kesilir, doğranır ve kurutulur. Daha sonra, bu parçalar çiğnenir veya öğütülerek toz haline getirilir ve sonra da ya yutulmak üzere kapsüllere konur veya içilen bulanık kahverengimsi-gri renkte bir sıvı yapmak üzere kullanılır. Bunların kuvvetli, acı bir tadı vardır ve etkileri on veya fazla saat sürer.

Mescaline,  bu  düğmelerden  elde  edilen  aktif  maddedir.  Bu,  kapsüller  içersinde kristalize beyaz bir toz olarak veya ampulle içinde bir sıvı olarak satılabilir.
 

Genellikle ağız yoluyla çiğnenerek, ancak bazen enjeksiyon ile de kullanılır. Çay, kahve, süt, portakal suyu ve diğer içeceklerle alınabilir. Kristal toz, kapsüller veya sıvı olarak küçük ampuller halinde bulunur.

Etkileri
 

5 mg/kg meskalin, ışık ve renklerle ilgili şiddetli halüsinasyonlara neden olup farklı psişik etkiler yaratır. Alındıktan 30 dk. sonra etkileri ortaya çıkar ve 12 saat içinde de sonlanır. Güvenli ve rahat bir ortamda alınmadığında olumsuz etkiler yaratabilir. Alındıktan sonra görsel izlenimler yoğunlaşmaya başlar, renklerde keskinleşme, görsel halisünasyonlar, öfori, her şeye karşı ilgisizlik, normal şartlarda olağan gözüken şeylerin olağanüstü belirtilere sahip olması, derinlik, zaman ve yer algılarının ortadan kalkması, yönelim bozukluğu, vücut ısısı ve kan basıncında artma, uykusuzluk ve zayıflık görülür.
 

Meskalin kullanımı, algılanmakta olan her şeyin çarpıtılmasına, renklerin ve seslerin değişmesine, renklerin ses, seslerin de renk olarak algılanmasına neden olurlar. Meskalin LSD’den farklı olarak daha ziyade renklerle ilgili duyumlarda etki yapar. Kullanım esansında bilinç dışına itilmiş bir çok imaj ve bilgi ortaya çıkabilir. Sinestezi ve paresteziler görülebilir. Yan etkileri arasında panik atak, depresyon, paranoid hezeyanlar, göz bebeğinde büyüme, konfüzyon, intihar girişimleri vardır. Uzun vadede, kullanıcının hezeyan ve halüsinasyonlarına, depersonalizasyon ve derealizasyon eşlik ettiğinden psikozla karışan tablolar görülebilir.

Yoksunluk Belirtileri
 

Belli bir yoksunluk belirtisinden bahsedilmemiştir; ancak bağımlılık yapıcı etkileri yüksektir. Toleransı arttırır.

Entoksikasyon ve sonuçları

 

Yüksek doz alındığında depersonalizasyon, derealizasyon, anksiyete ve panik durumları görülür.
Devamını Oku

Boru Otu Nedir

Boru otu (Atropa belladonna L.) Kuzey Anadolu dağlarının gölgeli orman açıklıklarında yetişmektedir. Patlıcangillerden olup kireçli topraklarda yetişen nahoş kokulu bir bitkidir. 100-150 cm yükseklikte, tüylü, otsu ve çok yıllık bir bitkidir. Çiçekleri boru şeklinde ve esmerimsi mor renklidir. Meyveleri kiraz gibi yuvarlak ve siyah renktedir.

Bitkinin bütün kısımları alkaloid içerir. Ancak en yüksek alkaloid içeriği olgun meyve ve yeşil yapraklarındadır. İçeriğinde bir çeşit zehirli olan “atropin” denen bir madde vardır Atropin tıpta çok değişik kullanım alanları vardır. Örneğin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeğinin genişletilmesi için, ayrıca anesteziden önce üst solunum yollarında salgıların azaltılması için kullanılır.
 

Ayrıca mide, bağırsak, astım, kalp, sinir ve beyin hastalıklarının tevdisi için yapılan ilaçlarda kullanılmaktadır. Bu bitkinin “güzel avrat otu” diye anılmasını sebebi ise rivayete göre eski zamanlarda kadınların gözlerine bu bitkiden elde edilen alkaloitleri damlatarak gözbebeklerini büyütmeleri ve bu şekilde güzel gözlere sahip olmalarıdır.
 

Boru otunun ağrı kesici, spazm giderici, ter, süt ve mide ifrazını azaltıcı etkilere sahiptir. Bütün bir bitki olarak zehirlidir. İnsan için zehirliliği yüksektir. 10 kadar meyve veya 1 gr kuru yaprak, tehlikeli zehirlenmeler yapar.
 

Bitki alındıktan 15-30 dk sonra boğazda kuruluk, susuzluk hissi, göz bebeği genişlemesi, görme bulanıklığı, baş ağrısı, baş dönmesi, sayıklama, taşkınlık ve hiddet görülür.

Kullanım Şekli
 

Tencereye konulup limon veya elma ile 1 saat kadar kaynatılıp suyu içilir veya sigara şeklinde sarılarak kullanılır.

Zararları
 

Boru otunun içerdiği alkaloidler (L-atropine, DL-hyoscyamine ve hyoscine) sebebiyle zehirlenmelere yol açabilmektedir. Bu zehirlenmelerin temel belirtileri hem halüsinasyon ve delüzyon hem de yüksek ateş, taşikardi ve antikolinerjik etkilerdir. Yüksek dozda ise koma hali görülmektedir.
Devamını Oku

Roj(Roche) Hap Nedir

Rohypnol, Flunitrazepam’nin ticari ismi olup, bu marka adı altında satılan ve genellikle “roj” olarak bilinen benzodiazepin grubu ilaçlara aittir. Benzodiazepinler, bağımlılık yapabilen ve bu nedenle yeşil reçeteyle satılan ilaçlar olup Rohypnol’un yanısıra Xanax, Rivatril, Ativan ve Nervium gibi ilaçlar da bu sınıfta yer almaktadır.
 


Rohypnol Türkiye’de satışı yasak olan bir ilaçtır ve Amerika’da da medikal amaçlar için kullanımı hiçbir zaman onaylanmamıştır. Ama 50’nin üzerindeki ülkede yasal olarak kullanılmaktadır. Özellikle Meksika, Kolombiya, ve Avrupa’da uykusuzluğun  tedavisi  ve  pre-anestetik  olarak  geniş  çaplarda  kullanılmaktadır.
 

Örneğin İngiltere’de uyku bozuklukları, anksiyete ve gerginlik için en yaygın olarak kullanılan ilaçtır.
 

Sokak isimleri arasında “Roş”, kırmızı bomba, kaburga kemiği (rib), rope (ip), Roş2, Meksika Valium sayılabilir.
 

Tablet halinde, renksiz, kokusuz ve tatsız olurlar.Rohypnol, hap şeklinde 1-2 mg dozda olur. Genellikle ağız yoluyla alınan Roş, ezilip eroin ile karıştırılarak damardan alınabilir. Sıvı içinde çözümlenebilir. Tabletlerin ezilip tozunun burundan çekilmesi yoluyla da kullanılabilinir. Tipik olarak bira ve diğer maddelerle (eroin, esrar, kokain) beraber kullanılır. Sarhoşluk hissini kuvvetlendirmek için birayla alınması gençler tarafından sıkça uygulanan bir yöntemdir.
 

Sakinleştirdikleri için ya da yukarıda da bahsedildiği gibi ecstasy, kokain, eroin kullanıcıları tarafından, kullandıkları maddenin etkisini değiştirmek veya onları bulamadığı zaman yerlerine kullanmak suretiyle alınırlar. Özellikle eroin bağımlıları daha az eroinle aynı etkiyi sağlayabilmek için rohypnol (Roş) kullanırlar.

Etkileri
 

Merkezi sinir sistemi depresanı (yavaşlatıcısı) olan Rohypnol, alındıktan 15-20 dk. sonra etkisini gösterir ve yaklaşık 6 saat kadar etkisi sürer. Arta kalan bazı etkileri 12 saat içinde sonlanır. Vücut çabuk tolerans geliştirir ve rohypnol sadece 2 hafta geçtikten sonra uyku için, 4 ay sonra ise anksiyeteyi yatıştırmak için yararsız hale gelir.
 

Bağımlılık halinin 10 hafta ve daha uzun süre devamlı ve yüksek dozlarda kullanım sonucu oluştuğu ve bağımlılık derecesinin kullanım süresi ile arttığı ileri sürülmüştür. Alkol ile karıştırıldığında kişi kendinden geçebilir, bilincini kaybeder; bazen kişiyi irrasyonel ve  agresif bir duygu  durumuna da  sokabilir.  Bu nedenle karıştırılması, yaralanma veya ölümle sonuçlanabilmektedir. Alındıktan sonra sedasyonu (rahatlamayı), kasların gevşemesini, anksiyetenin ve kasılmaların azalmasını sağlar. Ancak uyuşukluk, baş dönmesi, sersemlik, hareketlerde kontrol kaybı, koordinasyon yokluğu, geveleyerek konuşma, konfüzyon ve mide bozuklukları gibi ters yan etkiler de görülebilir. En önemli etkilerinden biri kısmi hafıza kaybına yol açmasıdır.

Bireyler maddenin etkisi altında iken yaşadıkları belli olayları hatırlayamamaktadır. Bu tehlikeli bir etkidir, çünkü bu durumdan yararlanılmakta ve cinsel taciz, tecavüz olayları meydana gelebilmektedir. Tacize uğrayan kişi saldırıyı, saldırıyı gerçekleştireni, meydan geldiği yeri, tam olarak hatırlayamaz. Bu nedenle rohypnol “date rape” olarak da adlandırılmaktadır.

Yoksunluk Belirtileri
 

Yoksunluk belirtileri alkolün yoksunluğuyla hemen hemen aynıdır. Deliryuma az rastlanır. Son kullanımdan 3-5 gün sonra yoksunluk belirtileri en yüksek noktasına ulaşır ve aşırı anksiyete, kas ve baş ağrıları, halüsinasyonlar ve nöbetler içerir. Görme ve mide-barsak sisteminde bozulma, gerginlik, sinirlilik, titreme, bulantı, idrarın tutulması, uykusuzluk, taşikardi, kan basıncında yükselme, epileptik nöbet olabilir. Sözü ağzında gevelercesine konuşma, sendeleyerek yürüme, ve koordinasyon bozukluğu görülür. Ani nöbetler 1 ya da daha sonraki haftalar içinde meydana gelebilir. Aniden kullanımı durduranlar ağır anksiyete ve panik ve/veya nöbet bile yaşayabilirler.

Zehirlenme ve sonuçları
 

Yüksek dozda alındığında fazla uyuma, nistagmus, dizartri, ataksi, solunum yavaşlaması, koma ve ölüm meydana gelebilir. Kognitif ve psikomotor fonksiyonları etkiler (reaksiyon zamanı ve araba sürme becerileri vb). Eğer bu ilaçların kullanımı sırasında kullanıcı alkol de alırsa bu kişilerde dikkat, hafıza ve psikomotor koordinasyon bozuklukları ortaya çıkar ve günlük hayatlarındaki bazı faaliyetleri zarara uğrar, depresyon görülebilir. Tüm sedatif-hipnotiklerin kesilmesinde diazepam kullanılır.
Devamını Oku

Sihirli Mantar Nedir

Sihirli mantarlar, içerisinde psilosibin(psylocybin), psilosin(psilocyn) ve musimol (muscimol) gibi psikedelik (psychedelic-uyarıcı) özelliği olan maddeleri barındıran mantar türleridir. Sihirli mantarlarda ana psikoaktif madde psilosibindir. Görünüşlerinden dolayı, Yunanca’da “kel kafa” anlamına gelen “psilos” ve “kube” kelimerinden oluşan “Psilocybin” ismini almışlardır. Psikedelik özellik gösteren madde ise ilk olarak 1959’da, LSD üstüne araştırmalar yapan Humprey Osmand tarafından bulunmuştur. Humprey, bu maddeyi “ruhu  ortaya çıkaran” ve  “bilinci değişik bir şekilde aktive eden” bir madde olarak tanımlamıştır. 

Bu mantar çeşitleri, LSD gibi halusinojenik etki özelliklerine sahiptir. Yani bu mantarlar vücuda alındıklarında bilincin değişmesine, his ve düşünce boyutunun daha geniş bir boyuta ulaşmasına neden olurlar. Kimyasal olarak, psikedelik maddeler beynin fonksiyonlarını etkileyerek; algı, his, hafıza, ve bilinçaltı gibi beyin süreçlerinin bilince yerleşmesine ve bu süreçlerin engellenmeyerek gerçek hayattaymış gibi yaşanmasına (halüsinasyonlara) sebep olurlar. Başka bir deyişle, beyin normalde ulaşamadığı bilgi, algı, sezgi ve hislerden haberdar olmaya başlar. Sihirli mantarlar “shrooms” olarak da bilinirler.
 

Psikedelik, psilosin ve psilosibin içeren çok fazla mantar türü olduğu tahmin edilmektedir. Neredeyse tüm dünyada yetişen bu mantarların, bazı ülkelerde yetiştirilmesi ve bulundurulması serbest olduğu gibi, birçok ülkede kısıtlamalar vardır.

Sihirli Mantar Türleri
 

Psikedelik mantar çeşitleri 2 grup şeklinde incelenmektedir. Birinci grupta psilosibin ve psilosin içeren mantarlar, ikinci grupta ise musimol içeren mantarlar vardır. Psilosibin içeren mantarların beyindeki işlevi seratonine benzer ve güçlü bir mod (mood) ve bilinç düzenleyicisidir. Musimol içeren mantarlar ise psilosibin içeren mantarlara göre aşırı oranda zehir içerir ve kullananlarda kalıcı hasarlar meydana getirebilir. Yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre, dünyada yaklaşık 190 çeşit psilosibin ve psilosin içeren mantar türü vardır. Psilosibin içeren mantar çeşitlerinin en çok bilinenleri şöyledir:
 

Panaeolus cyanescens, Panaeolus subbalteatus, Panaeolus tropicalis, Psilocybe azurescens, Psilocybe baeocystis, Psilocybe bohemica, Psilocybe cubensis, Psilocybe cyanescen, Psilocybe mexicana, Psilocybe semilanceata, Psilocybe subaeruginosa, Psilocybe tampanensis. Renkleri açık ve koyukahve renginde olup taze, kuru ve toz halinde satılırlar; koku ve tatları çok kötüdür. Musimol içeren mantarlardan ise en bilineni “Amanita Muscaria”dır. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre, bu mantar çeşidi bilinen mantar çeşitleri arasında en ölümcül olanıdır. Bu zehirli mantarlar hakkında değişik deneyler yapılmış; Amanita Muscaria’nın verildiği hayvanlarda ölüm oranı bir hayli yüksek çıkmıştır. Bu mantar türünün ise rengi kırmızı olup üzerinde beyaz benekler bulunmaktadır. Özgürlük mantarı adı  verilen  tipi İngiltere’de  en  fazla  bulunanıdır ve  psilosibin isimli aktif maddeyi içerir.

Kullanım yolu
 

Mantarlar kurutularak ya da çiğ olarak tüketilmektedir. Büyülü/sihirli mantar (magic mushroom), hem  çiğ olarak besinlerle karşılaştırılarak yenebilir hem de sıvılaştırılarak yutulabilir. Büyülü mantarın birkaç değişik tipi vardır.
 

Eğer bu madde ağızda bekletilip çiğnenirse 10 ile 40 dakika arasında, boş mideye çiğnenmeden yutularak tüketilirse 20 dakika ile 1  saat arasında etkisini göstermeye başlar. Bu etki 4 ile 6 saat arasında sürebilir. Kullanıcıların yaklaşık dozajları şu şekildedir:

* Başlangıç dozu: 0,25 gr.
* Hafif doz: 0,25-1 gr.
* Orta doz: 1-2,5 gr.
* Ağır doz: 2,5-5 gr.
* Çok ağır doz: 5 gr. ve fazlası



Etkileri
 

Psilosibin doğada bulunan ilk fosforlu indol bileşiğidir. Kimyasal yapısı beyin tarafından salgılanan serotonin maddesine çok benzer. Psilosibin vücutta psilosine dönüşür ve merkezi sinir sistemi üzerine etki eder. Halüsinojen etki yapan psilosibinin dozu kişiye göre 5-50 mg arasında değişir. Bugüne kadar kullanıldığı kaydedilen en yüksek doz 120 mg’dır. Kurutulmuş Psilocybe mexicana mantarı % 0,2-0,4 psilosibin içerir.

Halüsinojen etkiyi elde etmek için 2-4 gr kuru mantar yemek yeterlidir. Mantarı yedikten sonra 30-60 dakika içinde etkisi görülmeye başlar. İlk belirtiler gözün odak yapmakta güçlük çekmesidir. Daha sonra renkli hayaller, parlak renkler görülmeye başlanır, zaman kavramı yok olur, birkaç dakika saatler gibi gelir. Bu sırada kişi konuşabilir ve gördüğü hayalleri anlatabilir. Bu etkiler 2-4 saat sürer. Psilosibinin, insanlar ve hayvanlar üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak araştırılmış ve LSD’nin etkilerine çok benzediği saptanmıştır. Tüm maddelerde olduğu gibi meydana çıkan etkiler, kullanılan dozun miktarına, kullanıcının kişilik yapısına ve ilacın  alındığı ortama göre değişiklik gösterir. Genellikle 20-30 mantarlık bir doz güçlü bir “trip” meydana getirir. Büyülü mantarlar, düşük dozlarda cannabisinkinden (esrar) farklı olmayan bir relaksasyon hissi oluşturur. Daha yüksek dozlarda ise deneyimin, LSD’deki etkiye daha benzer bir durum yarattığı düşünülmektedir.
 

Kullanıcılar, renklerin daha canlı ve yoğun hale geldiği, halüsinasyondan oluşan bir deneyim yaşarlar. Büyülü mantarın “trip”i yaklaşık 4 saat gibi, LSD’nin süresine göre daha kısa bir süredir. Sihirli mantarlar özellikle 60’lı yıllardan sonra yaygın olarak  kullanılmaya  başlanmıştır.  Gerçeklikten  uzaklaşma,  gerçekte  var  olan duyguları görmezden gelme etkisi yaratan mantarlar, bireyin duygularında ani gel- gitlere yol açar. Bir an dünyanın en gözü kara insanıyken, göz açıp kapayana kadar varolan her şeyden korkmaya başlayabilirler.
 

Sihirli mantarların etki gösterme nedeni bu maddelerin beynin sinir sistemindeki bazı işlevlerini aksatması sonucudur. Bu maddeler kişinin normal hayatını kolaylaştırmasını, beynin bilinçaltının dengelenmesini sağlayan filtreleri devre dışı bırakır ve kişiyi alışık olmadığı geniş halüsinasyonlar dünyasına götürür. Bu mantarlar alındıklarında nasıl etki edecekleri büyük ölçüde kişinin o anki ruh hali ve beklentilerine bağlıdır. Güvenli ve rahat ortamda alındıkları zaman güzel hayaller yaratırken, tersi durumlarda oldukça olumsuz tablolar oluşturabilir. Örneğin kişi maddeyi kullanmadan önce kendini iyi hissediyorsa madde kişide şöyle etkiler gösterebilir:

* Genel ruh hali değişimi ve öfori başlar.
* Gülme hissi, baş dönmesi oluşur.
* Yaratıcı, felsefik ve derin düşünme meydana gelir.
* Merak duygusunda artış olur.
* İştah artışı olur.

Eğer kişi maddeyi kullanmadan önce herhangi bir moda yakın değilse yani nötr
bir ruh haline sahipse:


* Duygusal açıdan hassaslık yüksektir.
* Bilinç değişimi olur.
* Zaman kavramında değişiklik (zamanın çok yavaş geçmesi) hissedilir.
* Işığa karşı duyarlılık artar.
* Gözbebekleri genişler, uyku hali oluşur.
* Hatıralar gerçek hayatta yaşanıyor hale gelir. 



Eğer kişi maddeyi almadan önce kendini kötü hissediyorsa:

* Yoğun korku duygusu oluşur.
* Şiddetli baş ağrısı oluşur.
* Yoğun mide bulantısı, midede rahatsızlık meydana gelir.
* Baş dönmesi, sersemlik, bayılma hali oluşur.
* Endişe duygusu yoğundur,kafa karışıklıklığı hissedilir.
* Dikkat gerektiren işlerde başarasızlık olabilir.
 

Bununla birlikte maddenin etkileri, kişinin aldığı dozaja göre de değişir. Örneğin; madde başlangıç dozajında alınmışsa (0,25 gr. ile 0,75 gr arası):
* Üşüme hissi, sinirlilik hali oluşur.
* Hafif mide bulantısı olabilir.
* Göz bebeklerinde hafif büyüme, ışığa karşı hafif duyarlılık oluşabilir.
* Baş dönmesi ve hassaslık artar.
 

Eğer madde orta dozda alınmışsa (0,75 gr. ile 2,5 gr. arası) :

* Üşüme ve titreme yoğundur.
* Ağır mide bulantısı ve midede rahatsızlık oluşur.
* Işığa karşı duyarlılık çok fazladır. Yıldız ve gökkuşağı şeklinde ışık kümeleri
görülür
* Odaklanma ya çok fazladır ya da hiç yoktur. Özellikle geçmiş olaylara ve hatıralara odaklanma çok fazladır.
* Endişe, neşe, merak, üzüntü, dinsel inanç gibi duygular üst seviyededir.
* Görsel yetiler geniştir. Kişi çevresini farklı şekilde algılar, eş zamanlı birçok detayın farkına varılabilir.

Ağır dozda alınan maddelerde (2,5 gr. ile 10 gr. arası) :


* Orta  dozdaki  etkilerin  hepsini  göstermekle  birlikte,  bu  etkilerin  en  üst
seviyelerde oluşmasına neden olur.
* Mide bulantısı, kusma meydana gelebilir.
* Yüksek korkuyla birlikte, kişinin kendisine “Ben ne yapıyorum?”, “Yaşamımda neyi değiştirmeliyim ya da nereye gidiyorum?” gibi sorular sormasına neden olarak endişe hissini artırır.
* Zaman algısında değişiklik oluşur, zamanın çok yavaş ilerlediği hissedilir.
* Kişi çevresiyle konuşabilir, gördüğü hayalleri anlatabilir.
* Vücut ısısı yükselir, kan basıncı yükselir ve kalp atışları hızlanabilir.

İstenmeyen etkiler
 

Sihirli mantar kullanımında uzun süreli etkiler oluşabilir. Bunlardan en önemlisi “flashback” deneyimidir. Flashback deneyiminde kişi, yaşam deneyimlerinden belli kısımları yeniden yaşayabilir ve bu durum beklenmedik bir şekilde, aniden ve kendiliğinden gerçekleşebilir. Tipik olarak bir kaç dakika hatta daha kısa bir süre içinde sonlanır ve genellikle, şekilsiz renklerden korkutucu halüsinasyonlara kadar uzanan bir çeşitlilik içerir.
 

Flasback haricinde sihirli mantarın diğer bir etkisi ise kişiyi kötü şeylere sürüklemesidir. Sihirli mantar kullanıcıları yaşadıkları bu halüsinasyon deneyimine “trip” adını verirler. Eğer kişi bu mantarları kullanmadan hemen önce kendini kötü hissediyorsa ya da maddenin dozajı çok yüksekse bu durum kişiyi “bad trip” lere sürükleyebilir. Bu durum halüsinasyonların çok ileri düzeye vardığı, sanrıların geliştiği ve tam bir psikotik tablonun gözüktüğü  durumdur. Bu  esnada kişi korkutucu  ve dehşet verici duygular, istemsiz sarsıntılar yaşarlar, düşünce ve duygularda kontrol kaybı , delirme ve ölüm korkusu hissederler.
 

Kronik kullanım durdurulduğunda ya da azaltıldığında fiziksel yoksunluk belirtisi dediğimiz davranışların gözüktüğüne dair kanıt yoktur; ancak psikolojik bağımlılığı güçlüdür. Toleransı arttırır, kullanıcı daha önce yaşadığı seviyedeki etkiyi elde etmek için düzenli bir şekilde maddenin dozunu arttırır. 

Sihirli mantar kullanımında dikkat edilmesi gereken hususlar
 

Sihirli mantar kullanımının kötü etkilerinden kaçınabilmek ya da beklenmeyen durumlar yaşamamak için, maddenin tek başına değil de güvenilir, daha önce bu deneyimi yaşamış kişilerle birlikte alınması gerekir. Ayrıca bir mantar çeşidi olarak bilindiği için bu mantarların toplanması esnasında deneyimli kişilerle birlikte çalışılması gerekir aksi takdirde zehirli mantarlar ölümlere neden olabilir.  Sihirli mantar çeşitlerinden sadece psilosibin madde içeren mantarlar kullanılabilir; özellikle musimol madde içeren Amanita Muscaria isimli mantardan özellikle kaçınılmalıdır çünkü bu mantar yüksek oranda zehir içermektedir.Bu maddelerin bazı durumlarda kesinlikle kullanılmaması gerekmektedir:

* Kullanıp kullanmama konusunda tereddüt yaşanılıyorsa,
* O esnada başka bir madde kullanılıyorsa (örneğin alkol)
* Zihinsel rahatsızlıklar varsa,
* Depresiflik varsa,
* Paranoyak davranışlara yatkınlık varsa,
* Hamileysek,
* O esnada yanlız isek,
* O esnada reçeteli ilaç kullanılıyorsa,
* Araç kullanılıyorsa,
* Parti esnasında,
* Gelecek  24  saat  içinde  çok  önemli  bir  işimiz,  okul  vs.  varsa  kesinlikle kullanılmamalıdır.
 

Bununla birlikte, sihirli mantarların en olumsuz etkilerinden biri olan “bad trip” deneyimi yaşanıldığında bu durumdan kurtulmak için;

* Bulunulan ortam değiştirilmelidir,
* O esnada çalan müzik değiştirilmeli, daha tanıdık şeyler dinlenmelidir,
* Güven duyulan bir arkadaşla konuşulmalıdır
* Bu duruma karşı direnç göstermeye çalışıldığı için vücut fonksiyonları dengesizlik gösterebilir. O yüzden nefes almaya yoğunlaşıp, nefes alış-veriş dengelenmeye çalışılmalıdır
* Bu durumun yaratabileceği ölüm duygusu düşünülmemeye çalışılmalıdır.
* Aşırı dozdan kurtulmak için su içmek gerekir.
Devamını Oku

LCD Nedir

(Lysergic acid diethylamid)
 

LSD’nin halüsinojen olarak sınıflandırılmasının nedeni, kişinin gerçek algılarında bozulma yaratarak, gerçek gibi gözüken ama gerçekte olmayan imajları görmesine, sesleri duymasına ve dokunsal duyumlar algılamasına yola açmasıdır. LSD’ nin en az miktardaki kullanımından bile beyindeki serotonerjik sistemin etkilediği  genel olarak kabul edilmiştir. Serotonin adı verilen maddenin artışına yol açmaktadır.


Sokak isimleri arasında asit, likit, küpler, sarı güneş ışıkları, eski küpler, seyahat “trip”, incimsi kapılar, cennet mavisi, kraliyet mavisi, düğün zilleri, şef, şahin, şeker topağı, Japon Budizmi gibi değişik isimleri vardır.
 

Beyaz, tatsız, kokusuz olan LSD toz halinde veya sıvı formunun çeşitli maddelere emdirilmiş haliyle de bulunabilir. Ancak LSD, işleniş şeklindeki ve içindeki zararlı bileşenlerin varlığındaki değişikliklere bağlı olarak en saf hali olan saydam ve beyaz formundan, kahve hatta siyaha varan renklerde bulunabilmektedir. Ağızdan yutarak veya dilin altına konulup emilerek kullanılır. Küçük miktarlarda, küçük kare şeklindeki kurutma kağıdına emdirildikten sonra dil üzerinde eritilerek alınabilir. Bu küçük kare  şeklindeki kağıtların  üzerinde  çoğu  kez renkli soyut  desenler ya  da Pembe Panter, Micky Mouse gibi çizgi roman kahramanlarının resimleri bulunur.
 

Ülkemizde yaygın olarak kullanılan bir madde değildir. Bulunması oldukça zordur. LSD’nin beyinde serotonerjik sistemi etkilediği genel olarak kabul edilmiştir. Serotonin adı verilen maddenin artışına yolaçar. LSD ve benzerlerine tolerans hızla gelişir. Üç dört  gün  sürekli kullanımı takiben  tolerans üst  düzeye  varır. Fiziksel bağımlılık yapmaz. Yoksunluk belirtileri yoktur.

Etkileri
 

LSD’nin etkisi bir saat içinde başlar, 2-4 saat içinde en üst düzeye varır, 8-12 saat içinde sonlanır. Fiziksel olarak titreme, yüksek tansiyon, beden ısısında artma, terleme ve görme bulanıklığına yolaçar.
 

Halüsinojen maddelerin kişiyi nasıl etkileyeceği, kullanan kişinin o andaki ruh haline ve destekleyici olup olmadıklarına bağlıdır. Etkileri zevk ve güzel şey hayal etmekten kabuslara kadar değişir. Algı bozukluğu gelişir. Algılar keskinleşir, çarpıklaşır. Kişinin kendisini algılaması farklılaşır. Çevre yabancılaşır. Bazı nesneler farklı olarak algılanabilir.

Renkler ve biçimler daha zengin gözükür, köşeler keskinleşir, müzik daha içten duyumsanır, koku ve tat alma duyusu artar. Halüsinasyonlar genellikle görsel olmakla birlikte, işitsel ve dokunma ile ilgili halüsinasyonlara rastlanılabilir. Kendilik algısı değişir, ruhu bedenden ayırır, egoyu dağıtır.
 

Bu maddelerin kullanımı ile uygunsuz davranışlar ve psikolojik değişiklikler gelişebilir. Kişi büyük bir sıkıntı yaşayabilir, kuşkucu düşünme, muhakeme bozukluğu oluşabilir. Kullanan kişi aklını kaybetme, delirme korkusunun hakim olduğu bir panik yaşar. Bu durum oldukça tehlikelidir. Böyle bir durumda kişiye güvence vermek, bunun maddeden kaynaklandığını, bir süre kendiliğinden geçeceğini belirtmek yararlı olur.
 

LSD’nin etkilerini tahmin etmek güçtür, etkileri bireye özgüdür. Çünkü etkiler alınan miktara, kullanıcının kişiliğine, kullanıcının o an içinde bulunduğu ruhsal durumuna ve ilacın alındığı çevreye bağlıdır. 20-25 miligram LSD, kişinin kendinden geçmesi için yeterlidir. Eğer bu miktar daha fazla olursa insanı çıldırtabilir. Alındıktan 30 ile 60 dakika sonra etkilemeye başlar ve 8 ile 12 saat kadar bu etkileri sürer. Ancak halsizlik, yorgunluk 24 saat kadar sürebilir, ayrıca kalıcı başka birtakım etkileri daha vardır. Fizyolojik olarak ilk görülen etki, göz bebeklerindeki genişlemedir. Kan basıncında artış, titreme, ağızda kuruluk, mide-bağırsak faaliyetlerinde artış, iştah azalması, uykusuzluk ve kontrol edilemeyen gülmeler görülür.
 

LSD kullanıcıları deneyimlerini “trip” olarak adlandırırlar. Halüsinojen madde etkisi altında iken yaşantılanan duruma “trip” adı verilir. Trip sözcüğü ilk kez bu maddeler ile birlikte kullanılmıştır. Daha sonra diğer uyuşturucu maddelerin yol açtığı etkilerin yaşandığı durumlarda trip olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Trip esnasında kişi kendini hoş hisseder, etrafta zıplamak ya da kahkahalarla gülmek ister, düşündüğü şeyleri görüyor gibi algılayabilir, bildik eşyalar hatta insanlar bile tanımadık ve tuhaf gelmeye başlayabilir. Zihinsel olarak uyarılır ki bu da kavramanın arttığı duygusunu geliştirir. Fizyolojik belirtilerden çok algılar ve duygular hızlı bir şekilde değişir.
 

Kullanıcı aynı anda birkaç farklı duyguyu hissedebilir veya birinden diğerine hızlıca geçebilir. İnsanların algılarında değişiklikler yaratır; uzaklık, derinlik, zaman, mekan, ses ve renk algılarını karıştırır. Örn; LSD etkisinde gözlerini kapayan birisi çizgi film görmeye başlayabilir, ama gözlerini açtığında yine kendini bu çizgi filmin devamında veya içinde  bulabilir, dış dünyada  algıladıklarını bu  çizgi filmin parçasıymış gibi algılayabilir. Beden imajında, algısında farklılaşma yaşar; bazen kendi vücudu ile dış dünyanın sınırları kaybolur. İşitme ve görme algılarının birbirine karışma durumu olan sinestezi görülebilir. Görsel halüsinasyonlar  genellikle geometrik şekiller halindedir; sesler duyulabilir. Güçlü bir mistik halüsinasyon yaratabileceğinden kullanıcı böyle durumlarda telkine daha açık olur; ve yeterli ön hazırlıkla insanları istenilen amaçlar doğrultusunda kullanmak mümkündür.
 

Kimi zaman halüsinasyonlar çok ileri düzeye varır. Hezeyanlar (sanrı) gelişir. Tam bir psikotik tablo yerleşir. Buna “bad trip” adı verilir. Halüsinojen madde kullanıldıktan ve etkisi geçtikten sonra, bazı etkiler tekrar yaşantılanır. Buna da “flashback” adı verilir. Halüsinojen kullananların %15 ile 80’inde bu tablo ortaya çıkabilir. Flashback sırasında geometrik halüsinasyonlar, renk parıltıları, renklerin belirginleşmesi, hareket eden nesnelerin görüntülerinin izlerinin olması, nesne çevresinde ışık haleleri, nesneleri küçük ya da büyük görme olabilir.
 

Flashback belirtilerinin ortaya çıkmasını ruhsal stres yaratıcı etkenler, monoton biçimde araba kullanma gibi uyaran yoksunluğu ya da başka maddelerin kullanımı yolaçabilir. Bunlar birkaç dakika içinde sonlanır. Kimi zaman daha uzun sürebilir. “Flashback” olayı, LSD kullandıktan birkaç gün sonra olabileceği gibi bir yıldan da daha uzun bir süre sonra ortaya çıkabilir, yani kişi tekrar madde kullanmasa da flashback yaşayabilir. Tipik olarak bir kaç dakika hatta daha da kısa bir süre içinde sonlanır ve genellikle, şekilsiz renklerden korkutucu halüsinasyonlara kadar uzanan bir çeşitlilik içerir. Özellikle kronik olarak kullananlarda, kişilik problemleri olanlarda, ama bununla birlikte ara sıra LSD kullananlarda da flashback gözlemlenebilir.
 

Kısaca LSD’nin kullanım sırasındaki etkilerini özetlersek: Algılanan uyaranlar daha şiddetli hissedilir (Rengin daha parlak algılanması gibi). Uyaranın kaynağını tespit etmek zorlaşır(Vücuda dokunan el kendisinin mi yoksa başkasının mı?) Geçmiş ile şimdiki duyumlar birbirine karışır. Kas koordinasyonunda yavaşlama, ağrı algısında azalma olur. Mantıklı düşünme bozulur (örn; kullanıcıların bazılarında görülen uçma girişimleri) Halüsinasyonlara neden olur. Emosyonlarda dengesizlikler yaşanır, duygu durumu sık sık değişir, huzursuzluk ve tahammülsüzlük ortaya çıkar. Bastırılmış anılar yeniden yaşanıyormuş gibi gerçekleşebilir. Duyumlar birbirine karışır (örn, müzik görülür, renk duyulur ya da hissedilir).

İstenmeyen etkiler
 

En önemli yan etkilerinden biri, halüsinojen madde kullanımını takiben ortaya çıkan psikotik tablonun uzamasıdır. Bu tablonun daha önce ruhsal bir bozukluğu olan kişilerde ortaya çıktığı bildirilmiştir. bu nedenle daha önce ruhsal bir bozukluğu olan kişilerin bu maddeyi kullanması oldukça tehlikelidir. Bu maddelerin kullanımı ölüme neden olabilir. Ölüm daha çok yüksek tansiyon ya da beden ısısının artışından kaynaklanmaktadır. Yargılama yetisinin bozulmasına bağlı olarak da ölüm olabilir. Buna örnek olarak trafik kazası ya da kişinin uçmak amacı ile tehlikeli aktivasyonlara girişmesi verilebilir.

Zehirlenme
 

Yüksek dozlarda kullanıcıda hissizlik, kaslarda güçsüzlük ve titreme görülür. Motor becerileri ve koordinasyon bozulmuştur. Bazen nöbetler ve bulantı da yaşayabilirler. Yüksek dozdan dolayı ölüm rapor edilmemiştir. Ancak entoksikasyon sırasında ya da onu takiben intiharlar meydana gelmiştir. Mantıklı düşünme ortadan kalktığı için meydana gelen tehlikeli davranışlar ve şiddet, kaza sonucu ölümlere, cinayete ve kendini yaralamalara, sakatlanmalara varan olaylara neden olabilmektedir.
Devamını Oku

Amfetamin ve Benzerleri

Günümüzde amfetaminler halen tıbbi amaçlar için kullanılan ilaçlardır. Bunlar içinde en önemlisi çocukluk çağında gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite sendromu, depresyon ve narkolepsi adı verilen hastalıklardır. Şişmanlık tedavisinde de kullanılmakla birlikte, yarar ve zararları tartışmalıdır.
 


Dekstroamfetamin, metamfetamin, metilfenidat  amfetamin  çeşitleridir. Captagon, ritalin, dexedrine bu ilaçlardan bazılarıdır. Amfetaminler ülkemizde uyarıcı, zihin açıcı olarak bilinmektedir. Bunlar genellikle performans artırıcı ve keyif verici etkilerinden dolayı kullanılmaktadır. Sınavlara hazırlanan öğrencilerde, uzun yol şoförlerinde, zamanında yetiştirilmesi gereken işleri olan kişilerde sıklıkla amfetamin kullanımına rastlanır.
 

Efedrin ve propanolamin de amfetamin türevleri olup, burun tıkanıklığını gidermede ve iştah fazlalığını azaltmada kullanılırlar. Efedrin, efetal, Benzokodin efedrin içeren ilaçlardır.
 

“Ice” metamfetaminin saf bir formudur. Buharı çekilebilir, sigara içinde içilebilir ve damardan verilebilir. Ice laborutuarlarda sentetik olarak üretilmekte olup, çok güçlü ve tehlikeli bir maddedir. Amfetamin benzeri maddeler arasında ecstasy 3,4- (metildioksimetamfetamin-XTC), Eve (N-ethyl-3-4-metilendioksimetamfetamin) sayılabilir.
 

Bütün amfetaminler ağız yolu ile alındıklarında hızla emilir ve çabuk etki gösterirler. Kokaine göre bağımlılık yapma oranı daha düşüktür.

Farmakoloji


Presinapstan dopamin salınımına neden olarak etki gösterirler. XTC ve diğer amfetamin benzerleri dopamin dışında serotonin salınımına da neden olur. Serotonin hallusinojen maddelerin etki göstermesini sağlayan nörotransmitter olduğu için, XTC ya da Eve in etkilerinin halüsinojenlere benzediği söylenebilir.

Etkileri
 

Amfetamini etkisi, kokain alımında ortaya çıkan etkilere  benzer.  Keyif, coşkunluk, neşe verir, kişi kendini canlı hisseder, dikkati ve performansı artar. XTC gibi maddeler ile başkalarına karşı yakınlık, nesnelerde parlaklık hissi yaşanır.

Yoksunluk belirtileri

Yoksunluk belirtileri arasında sıkıntı (anxiety), mutsuzluk ve çöküntü hali, güçsüzlük, hareketsizlik, kabuslar, fazla uyuma, başağrısı, terleme, mide ve kas krampları sayılabilir. Bu belirtiler, amfetamin kesildikten 2-4 günde en yüksek düzeyine ulaşır ve yaklaşık bir hafta sürer.

İstenmeyen etkiler
 

Amfetamin alımını takiben şizofreni benzeri psikotik bir tablo gelişebilir. Amfetamin myokard enfarktüsüne, beyin damar hastalıklarına, şiddetli hipertansiyona ve iskemik kolite (barsakların oksijensiz kalması) neden olur. Alınan doz miktarına göre değişen şekilde, titreme, epileptik nöbet, koma ve ölüme neden olabilir.

CAPTAGON
 

Captagon ismiyle piyasada satılan maddelerin etken maddesi fenetylline’dir. Bu madde hiperaktif çocukların ve narkolepsi  tedavisinde  kullanılmıştır.  Amfetamine göre bağımlılık yapıcı etkisi düşük olduğu için tercih edilmiştir. Fenetylline molekülü teofilin ve amfetaminden oluşmaktadır.

ICE
 

Kristal, crack, ice ya da metamfetamin olarak da bilinir. Bazı kaynaklarda tüttürülebilen metamfetamin olarak geçer.  Etkisi metamfetaminden farksızdır. Türkiye’de yoktur. Renksiz, kokusuz, mat bir buz kütlesine benzer. Etkisi: az dozda kullanıldığında uyanıklık, enerji yoğunluğu, coşku ya da kaygı, korku, sinirlilik, hassaslık gibi etkileri olabilir.

Aşırı dozda ise halüsinasyonlar, paranoya, aşırı şiddet eğilimi, hareketlerde organizasyonsuzluk, korku ve antisosyal davranışlar görülebilir. Kullanıldıktan sonra etkisi 8-24 saat arası sürer. Fiziksel olarak kan basıncında, kalp atışlarında artış, hızlı soluk alıp verme, böbrek yetmezliği ve kalp krizi gibi etkileri olabilir.

Yoksunluk döneminde kaşıntı, rahatsızlık, huzursuzluk, depresyon, intihar girişimleri görülebilir. Kişiler madde etkisindeyken uyumayıp, yemek yemediklerinden; maddenin etkisi geçerken aşırı uyku ve yemek yeme davranışları görülebilir. Ice’ın bağımlılığı çok kuvvetlidir. Bazen sadece bir kullanım bile bağımlılık geliştirebilir. Aşırı doz ölümle sonuçlanabilir. Yoksunluğunda çok ağır depresyona ve intihara sebep olur. Toksikasyona bağlı olarak gelişen psikozların kalıcı olma olasılığı vardır.
Devamını Oku

Taş(Crack) Nedir

Crack, kokainin çok etkili bir formudur. Crack, kokain hidroklorid formundan sodyum bikarbonat ya da amonyum ve su kullanılarak edilir. Bu yolla elde edilen crack, sigara gibi içilebilmektedir. Kokaini işleyerek küçük kristalimsi bir hal alması sağlanır. İşlenmesinin sonucu olarak crack, vücut tarafından daha hızlı emilir. Sigara gibi içilmesinden dolayı beyne kısa zamanda yüksek dozda madde gitmesini sağlar. Bu yüzden de etkileri kısa süre içinde hissedilmeye başlar.


Crack genellikle 300-500 mg,lık küçük plastik poşetlerde satılır. Kokain genellikle ekonomik düzeyi yüksek olan kişilerce tüketilir. Crack, kokaine oranla çok düşük fiyatlarda satılır. Kokaine oranla ekonomik gözükse de bağımlılık geliştikçe kullanılan miktar arttığından harcanan para da bir süre sonra çok artmaktadır. Amerika’da C, Charlie, Coke, Dust, Snow, Toot, Crack, Freebase, Rock isimleriyle satılır. Türkiye’de ise daha çok “taş” denmektedir.

Etkiler

Diğer sentetik uyuşturucularda da olduğu gibi, kişinin crack diye satın aldığı madde her zaman crack çıkmadığından, etkisinin tam olarak ne olacağını önceden kestirmek çok mümkün değildir. Bu yüzden, aşırı doz kullanımı olmadan da crack kullanımlarında ölüm meydana gelebilir. Bağımlılığı çok çabuk gelişir ve kullanılan miktarı arttırma gerekliliği doğar. Miktar arttıkça harcanan para da arttığından, crack alabilmek için suç işlemeye başlama olasılığı yüksektir. Madde etkisindeyken kişinin kalp atışları hızlanır, kalp krizi geçirme riski yükselir, ani kan basıncı artışı ortaya çıkabilir, aşırı depresif ruh hali ya da intihar eğilimli davranışlar gözlemlenebilir.

Yoksunluk belirtileri
 

Kokainin yoksunluk belirtileriyle aynıdır. Madde etkisini kaybetmeye başlayınca kişi kendini mutsuz, bitkin, sıkıntılı, kaygılı, hiçbir şeyden keyif alamaz, güçsüz, sinirli hisseder. Uyuma isteği doğar, bazen korkunç rüyalar da görülebilir. Bu çöküntüden kurtulmak için kişide tekrar madde kullanma isteği doğar ve bu durum bir kısır döngüye dönüşür.

İstenmeyen etkiler

Uzun süreli kullanımın sonunda insanlarda sinirli, telaşlı, paranoid bir tablo ortaya çıkabilir. Crack kullanımı çeşitli solumun yolu problemlerine, akciğer ve göğüs ağrılarına yol açabilir.
Devamını Oku

Kokain Nedir

Kokain çok hızlı ve güçlü bir bağımlılık geliştirir. Genellikle “coke” olarak adlandırılır. Türkiye dışında “snow, girl, lady” isimleri verilmektedir. Kokain, kökeni güney Amerika olan "Erythroxylon Coca" şurubundan elde edilen bir alkoloiddir. Kokain, koka yaprağının başlıca alkaloididir ve yapraklarından kimyasal usüllerle elde edilebilir. Baz kokain, beyaz kristalize bir tozdur. Bu madde; kokusuz, beyaz ve yumuşak ve ekseriya kara benzer bir halde iken çözülebilen bir tuz teşkil etmek üzere hidrolorik asitle işleme tabi tutulur; böylece argodaki ismi olan “kar” (snow) bu şekli alır. Bu madde genellikle asit borik veya sodyum bikarbonat gibi beyaz toz halde maddelerle karıştırılarak seyreltilir (BM, 1975).


Farmakoloji

Temel farmakodinamik etkisi, sinir uçlarında dopamin adı verilen maddenin geri alımını engellemesidir. Böylece hem D1, hem de D2 reseptörleri aktive olur. Dopamin geri alımının engellemesinin yanında diğer nörotransmitterlerin (norepinefrin, serotonin) geri alımını da engeller. Bunun sonucu sinir uçlarında bu maddeler birikir. Bu maddelerin birikmesi ile bu maddelerin gösterdiği etki de artar. Kokainin beyin kan akımını ve glukoz kullanımını azalttığı bildirilmektedir.

Kokainin etkileri kısa zamanda ortaya çıkar ve kaybolur. Alımını takiben etkisini hemen gösterir. Yaklaşık 30 ile 60 dakika içinde etkisi kaybolur. Bu süre zarfında eğer tekrar kokain alınmazsa yoksunluk belirtileri belirir. Bu belirtiler oldukça tatsızdır. Yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmaması için dozun hemen tekrarlanması gerekir. Etkisi kaybolmasına rağmen, kan ve idrarda 10 gün süre ile kokain metabolitleri bulunur.

Bağımlılık


Bağımlılık yapıcı etkisi oldukça yüksektir. Psikolojik bağımlılık bir kez kullanıldıktan sonra bile gelişebilir. Tekrarlanan kullanımlardan sonra tolerans gelişir ve fizyolojik bağımlılık oluşur. Kokain kesildiğinde yoksunluk belirtileri ortaya çıkar, ancak bu etkiler eroin, morfin gibi opiyatlar ile karşılaştırıldığında daha düşüktür.

Kullanım yolu

Kokainin saf olarak kullanımı nadirdir. Genellikle şeker tozu ya da prokain ile karıştırılmaktadır. Kimi zaman kokainin içine başka bir uyarıcı madde olan amfetamin de katılabilir.

En sık kullanım yolu iyice ezilmiş tozunun buruna çekilmesidir. Deri altına ya da damara enjeksiyon yolu ile, ya da sigara gibi içmek tarzında da kullanılabilir. Buharının içe çekilmesi en az tehlikeli olan kullanım yoludur. En tehlikeli kullanım yolu damara verilmesi ya da sigara olarak içilmesidir. Ağız yolu ile de kullanılabilir, ancak etkisi bu tarz kullanımda çok düşük olduğu için kullanıcılar tarafından pek tercih edilmez.

Crack (taş), kokainin çok etkili bir formudur. Crack, kokain hidroklorid formundan sobyum bikarbonat ya da amonyum ve su kullanılarak edilir. "Crack" içime hazır, küçük miktarlarda satılır. 10 saniye içinde etkisini gösterir. Bağımlılık etkisi çok yüksek olduğu bir içişten sonra, kişi ikincisini almak için şiddetli bir istek duymaktadır. ABD'de işlenen suçların büyük bölümünün "Crack" alabilmek amacı ile yapıldığı belirtilmektedir.

Etkileri

Kokain alındığı zaman, keyif, çoşkunluk ve neşe verir. Kişinin kendine olan güveni artar. Ruhsal ve fiziksel işlevleri artırdığı için de kullanılmaktadır. Kullanımını takiben taşikardi ya da bradikardi (kalp atışının hızlanması ya da yavaşlaması), pupiller dilatasyon (göz bebeklerinin büyümesi), kan basıncında düşme ya da artma gözlenir.

Kokain yüksek doz kullanıldığı zaman kalp atım hızında artma, tansiyon yüksekliği ortaya çıkar. Sinirlilik, sosyal muhakeme kaybı, yüsek riskli cinsel girişimler, saldırganlık, psikomotor aktivitede artış, ajitasyon, kalp atımında bozukluk, göğüs ağrısı, kas zayıflığı, solunum güçlüğü ve koma gelişir.

İstenmeyen etkiler

Kokain kullanımının çok ciddi yan etkileri vardır. En sık görülen etki burunda kanlanmanın (nasal konjesyon) artışına bağlı olarak görülen burun kanamalarıdır. Bronşlar ve akciğerde hasara neden olur. Tiklere yolaçar ve migren benzeri başağrıları oluşturabilir.

En önemli yan etkisi beyin üstüne olan etkileridir. Beyinde enfarktlar (tıkanmalar) oluşturur. Kimi zaman beyin içi kanamalar gözlenir. Beyin üstüne olan bu etkiler kokainin damarları daraltıcı etkisinden kaynaklanmaktadır. Kokain kullananlarda %3- 8 oranında sara (epilepsi) nöbetleri gözlenmiştir. En sık epileptik nöbetlere neden olan madde kokain olup, ikinci sırada amfetaminler gelir. Nöbetler, yüksek doz kokain ya da crack kullananlarda daha sık görülen bir yan etkidir.

Myokard enfarktüsü (kalp damarlarında tıkanma) ve aritmi (kalbin ritminde bozulmalar) kokainin kalp üstüne olan istenmeyen etkilerinin başlıcalarıdır. Kokain afrodizyak bir maddedir. kullanıldığı zaman boşalmayı geciktirir. Ancak uzun kullanım sonucu ya da kişi kokain kullanımını bıraktığı zaman iktidarsızlık ile sonuçlanır. Kokain kullanımını takiben paranoid hezeyanlar ve halüsinasyonlar gözlenebilir. Bu durumda kişi hayaller görmeye, her şeyden kuşku duymaya başlar. Bu durum psikoz tablosunu andırır.

Yoksunluk belirtileri

Kokain alımını izleyen bir saat içerisinde “crash” adı verilen depresyona benzer bir tablo oluşur. Bu tablo çöküntü, mutsuzluk, hiçbir şeyden zevk almama, sıkıntı, kaygı, sinirlilik, güçsüzlük, çok uyuma isteği, korkutucu rüyalar ile belirgindir. Bu belirtiler 18 saat sürer. Ağır kullanımda ise bir haftaya kadar uzar. Özellikle 2-4 gün arasında en şiddetli düzeyine varır. Bu dönemde intihar gözlenebilir.
Devamını Oku

Ekstazi Hap Zararları


Ecstasy/MDMA ile ilgili yapılan birçok araştırmada bu maddenin bağımlılığa neden olup olmadığı tartışma konusudur. Özellikle satıcıların müşterilerini kendilerine bağlamak için MDMA’yı bağımlılık yapan diğer maddelerle birlikte sentezlenmesinin bağımlılığa neden olduğu da ileri sürülmektedir. Piyasada “Ecstasy” olarak satılan maddelerin, MDMA’nın yanında metamfetamin, kafein, dekstrometorfan, kokain ve efedrin gibi başka maddeleri de içerdiği saptanmıştır. İnsanlar üzerinde yapılan bağımlılık araştırmalarında en büyük güçlük ecstasy kullanıcılarının esrar ve kokain gibi birden fazla maddeyi bir arada tüketmesidir. Bu yüzden kişide oluşan bağımlılık halinin doğrudan ecstasy’den mi yoksa diğer maddelerden mi kaynaklandığı tespit edilememektedir. Bu durum tedavi merkezlerinde, MDMA’nın yan etkilerine müdahaleyi de oldukça güç hale getirmektedir.
 

Bunun yanında, yapılan bazı laboratuar araştırmalarında MDMA’nın kötüye kullanıma açık bir ilaç olduğu ve kullananların bir süre sonra ilaca toleransının arttığı sonucuna varılmıştır. Bir araştırmaya göre, MDMA kullananların %43’ünün DSM- IV’nin tanımladığı bağımlılık ve %34’ü de MDMA’nın kötüye kullanımı kriterlerine uyduğu gözlemlenmiştir (Cottler, Womack ve Compton, 2001).
 

Klinik gözlemlerimizde de ecstasy kullanıcılarında ecstasy’e bağlı ciddi bir bağımlılık sendromunun geliştiğini görmekteyiz. Ecstasy kullanıcılarının hızla kullandıkları ecstasy miktarını artırdıkları, ecstasy kullanmadıkları zaman yoksunluk belirtileri yaşadıkları, ecstasy kullanımı yüzünden psikososyal işlevlerini yerine getiremediklerine ve bir dönem sonra ecstasy kullanmadan eğlenemediklerine sık olarak rastlıyoruz.
 

Ecstasy kullanımı kesildikten sonra bazı yoksunluk belirtilerinin ortaya çıktığı araştırmalarda gözlenmiştir. Yoksunluk belirtileri içinde boşluk duygusu, bitkinlik, depresyon, huzursuzluk, panik atak, uyku ve yeme bozuklukları, gerçeklikten kopuş, paranoya, vücudun çeşitli yerlerinde ağrılar sayılabilir.
    

Zehirlenme
 

Aşırı miktar alındığında denge bozukluğu, susuzluk, karaciğer yetmezliği, kalp ritm bozukluğu, beden ısısında artış ve nöbetler gözlenebilir.
 

Ecstasy’nin ölüme yol açtığı da bilinmektedir. Ecstasy’nin ölüme yol açma nedenleri yönünden çeşitli ihtimaller üstünde durulmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

* Aşırı uyarılma sebebiyle, kalp krizi, beyin kanaması,
* Aşırı dans etme sebebiyle vücut ısısının 40 C derecenin üzerine çıkması
* Aşırı derecede su alımı sebebiyle oluşan kanda sodyum miktarının aşırı
derecede azalması ve beyinde ödem oluşmasıdır.



Devamını Oku

Ekstazi Hap Etkileri




Ecstasy’nin  etkileri  çeşitli  faktörlere  bağlı  olarak  değişiklik  göstermektedir.

Bunlar arasında aşağıdakileri sayabiliriz.

* Yaş,
* Kilo,
* Maddenin kullanım sıklığı ve kullanım miktarı,
* Kullanım süresi,
* Alındığı ortam,
* Kullanıcının tıbbi ve/veya psikiyatrik geçmişi,
* Alkol yada başka maddeler kullanıp kullanmama


Ecstasy’nin etkisi, alındıktan 20-60 dakika sonrasında kendisini gösterir ve bu etki 4-6 saat süreyle devam eder. MDMA alındıktan 48 saat sonra bedenden atılır. Amfetamin’in temel etkisi kuvvetli bir uyarıcı olmasıdır. Enerjinin arttığı hissini verirken uyku ve yorgunluk hissini bloke eder. Amfetamin, abartılı keyif hali, iştahsızlık, uyku ihtiyacının azalması, huzursuzluk, mide bulantısı, kramp, gerginlik, kan basıncında ve vücut ısısında yükselme, kalp atışında artış ve tek düze davranışlar da bulunma gibi ruhsal ve fiziksel tavır değişikliklerine sebep olmaktadır.

Ecstasy, empatiyi, yakınlık hissini, iletişim yeteneğini ve güven duygusunu arttıran bir hap olarak da tanımlamaktadır. Bu özelliğinden dolayı Ecstasy’e "heartopener (kalp açıcı) da denilmektedir. Çoğu zaman amfetaminin başka maddelerle karıştırılmış versiyonları görsel  ve işitsel halüsinasyonlara neden olabilmektedir ama bu tür bir yaşantı kişinin içinde bulunduğu ruhsal duruma göre değişir.

İstenmeyen etkiler

Ecstasy sadece yorgunluk hissini değil, açlık ve susuzluk hislerini de bastırır ve koruma mekanizmalarında sorunlar oluşturur. MDMA kullananlarda kullanmayanlara oranla daha çok anksiyete ve depresyon gibi psikiyatrik rahatsızlıklara rastlanmak- tadır. Yapılan birçok araştırmada ağır MDMA kullanıcılarında obsesif davranışlar, fobik ve paranoyak düşünceler, saldırganlık, uyku ve yeme bozuklukları gibi psikopatolojilerin sık olduğu belirtilmiştir.

MDMA kullanımının uzun vadede bellek üzerinde de olumsuz etkileri olduğu bazı araştırmalarca ortaya çıkarılmıştır. MDMA kullananların genellikle diğer maddeleri de kullandıkları gözlendiğinden sadece MDMA kullanımının etkilerini ayırt- etmek güç hale gelmektedir. MDMA kullanıcılarının bellek sorunlarının MDMA kullanım dozuyla doğrudan ilişkisi olduğu gözlenmiştir. İnsanlar üzerinde yapılan çalışmalarda MDMA’nın kalp-damar sistemi ve beden ısısı üzerinde güçlü etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. MDMA’nın kullanımı dans etmek gibi uzun süren ve yorucu bir aktiviteyle ilişkilendirildiğinden bu maddenin zayıf bünyeli bireylerin kalbinde hasara ve diğer kalp-damar sistemi komplikasyonlarına sebep olabileceği ileri sürülmüştür.

Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sara hastalığı, kalp ve karaciğer problemleri ve zihinsel rahatsızlıkları olan kişilerin ecstasy kullanmasının bu hastalıklarda artışa ve hayati tehlikeye sebep olduğu gözlenmiştir.

Yoksunluk belirtileri

Ecstasy kullanımı kesildikten sonra bazı yoksunluk belirtilerinin ortaya çıktığı diğer araştırmalarda da gözlenmiştir. Yoksunluk belirtileri içinde boşluk duygusu, bitkinlik, başağrısı, baş dönmesi, depresyon, anksiyete, panik atak, uyku ve yeme bozuklukları, gerçeklikten kopuş, paranoya, vücudun çeşitli yerlerinde ağrılar sayılabilir.
Devamını Oku

Ekstazi Hap Nedir

MDMA (3,4-metilen dioksi metamfetamin) adı verilen bir amfetamin türevidir. Etkileri hem amfetaminlere, hem de halüsinojik maddelere benzer. Üstünde kuş, fil vb. resimler bulunan tabletler biçiminde satılır. Ağız yoluyla alınır ve daha çok eğlence yerlerinde bulunur. MDMA’nın son zamanlarda tablet dışında kapsül, toz veya sıvı şekilde de üretildiği görülmektedir. Böylece Ekstazi’nin kullanımı ağız yolu dışında enjekte etme veya burundan çekme gibi farklı yöntemlerle de kullanılmasına yol açmaktadır.


Ekstazi, gençler arasında çeşitli isimlerle anılmaktadır. Ülkemizde “Çılgın Max, Mitsubishi, 007, Pıt, Roket” gibi isimler verilmektedir. Avrupa ve ABD’de ise “Armani, At, Baklava, Butterfly, Cherry, Coca Cola, Coro, Elmas, Kiraz, Ferrari, Fish, Mercedes, Mitsubishi, Pokemon, Zoro, Yüzde 5, Yin Yang, Rolex” olarak adlandırılmaktadır. 

Ekstazi tabletleri 5 ila 13 mm çapında ve 3 ila 5 mm genişliğindedir. Her tabletin 60-120 mg kadar MDMA içerdiği bildirilmektedir. Genellikle ön tarafında bir yazı ya da sembol bulunur (kuş, fil, batman, supermon, vb.) arka tarafında ise dozajı ayarlayabilmek ya da kırmak için derin bir çizgi bulunur. Bunun yanında bazı tabletlerin üzerinde bir sayı ya da bileşenleri belirlemek için bir sembol da olabilir. Ekstazi tabletlerinin renkleri ve ağırlıkları çeşitlilik göstermektedir.
 

Ekstazi konusunda karşılaşılan en büyük sorunlardan biri bu maddenin kimyasal bileşiminin de çeşitlilik göstermesidir. Günümüzde Ekstazi adı altında farklı maddeler de satılmaktadır. Özellikle piyasada bir zamanlar "no name" adıyla satılan Ekstazi tabletlerinin toksik madde içerdiği saptanmıştır. Yapılan incelemede “no name” tabletlerinin içinde "bahçelerdeki sümüklü böceklerle savaşta" kullanılan bir zehire rastlanması Ekstazi’nin ne denli tehlikeli olabileceği konusunda çarpıcı bir örnektir.

Ekstazi benzeri maddeler
 

MDMA’ya karıştırılan ya da bu maddeyle benzerlik gösteren başka türlü maddeler bulunmaktadır. Bunlar arasında, Metamfetamin, MDE (metilendioksi-n- etilamfetamin), MDA (3,4-metilendioksiamfetamin) sayılabilir.

Bitkisel Ekstazi (Cloud 9, Ultimate Xphoria, X, Rave Energy) sentetik maddelere alternatif ve zararsız olduğu iddia edilen bir madde olarak ortaya çıkmıştır. Bitkisel Ekstazi (herbal ecstasy) genelde bitkisel efedrin, kafein ya da guarana ve mate gibi kafein içeren bitkilerin kombinasyonundan elde edilmektedir. Çin’de “ma huang” olarak bilinen bu madde 2000 yıldan beri astım, soğuk algınlığı, bronşit ve allerjik solunum yolu problemleri gibi birçok rahatsızlığı gidermek  için kullanılmaktadır. Efedrin, efedra adlı, daha çok doğuda yetişen bir bitkiden elde edilmektedir. Bu bitki efedrin, pseudoefedrin, norefedrin, metilefedrin ve norpseudoefedrin gibi alkaloidler içermektedir. Bu yapısıyla efedra, adrenalin ve amfetaminle benzer fizyolojik etkiler yaratmaktadır.

Efedrin, MDMA gibi merkezi sinir sistemini uyaran bir maddedir. Efedrin’in kalbin çarpma hızını, tansiyonu, seksüel duyumu, mutluluk hissini, dikkati ve acil durum anında tepki hızını arttırıcı etkilerinin yanında anti-allerjik, solunum yollarını ve bronşları açıcı etkileri vardır. Fiziksel performansı ve enerjiyi arttırıcı etkileri sebebiyle bu madde sporcular tarafından atletik performansı arttırmak ve diyetisyenler tarafından da kilo verdirmek amacıyla sıkça kullanılmaktadır.

Eğlence amaçlı ve kötüye kullanıma açık bir madde olan efedrin, bitkisel Ekstazi adıyla, birçok renkte, kapsül ya da hap olarak kullanılabilmektedir. Etkisi MDMA gibi 4-8  saat arasında  sürebilmektedir. Çeşitli sağlık ürünleri satan dükkanlardan, gece kulüplerinden, postayla ya da müzik mağazalarından kolaylıkla elde edinilebilen bu maddenin kullanımı ergenler ve genç erişkinler arasında da gittikçe artmaktadır.

Bitkisel
Ekstazi’nin tamamen bitkisel olduğu için zararsız olduğu gibi bir kanı olmasına karşın,  bu madde  de  aşırı ve  uzun vadede  kullanıldığında  çeşitli yan etkilere ve bağımlılığa sebep olabilmektedir. Bitkisel Ekstazi’nin, uyku bozuklukları, huzursuzluk,  anksiyete,  iritasyon,  baş  ağrısı,  iştahsızlık,  asabiyet,  titreme,  felç,bayılma, karaciğer yetmezliği, çarpıntı ve nöbet gibi yan etkileri olduğu bilinmektedir. Kişilerin dozu ayarlamaları oldukça güç olduğundan bu maddenin aşırı dozda alımı ölümle sonuçlanabilmektedir. 1993- 96 yılları arasında, Amerika’da bitkiselEkstazi’e bağlı olarak 15 kişinin ölümü rapor edilmiştir. Bunun yanında, antidepresan kullananlar, hamileler, yüksek tansiyon, kalp rahatsızlığı, glucoma, tiroid, diyabet ve prostat büyümesi rahatsızlıkları olan kişilerin de bitkisel Ekstazi kullanımı oldukça fazla yan etkiye, hatta ölüme sebep olabilmektedir.

Ecstasy Alt Kültürü
 

Ecstasy birçok bağımlılık yapan maddeden daha ucuza satın alınabilen bir maddedir. Amerika’da tek bir MDMA tableti veya kapsülünün kişiye maliyetinin 12 ila 15 dolar arasında olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de ise 1 tabletin fiyatı 4- 50 YTL arasında değişmektedir. Fiyatının ucuz olması ecstasy kullanımının kentin varoş kesimlerinde yaşayan çocuklar arasında da artmasına sebep olmaktadır. Gençlerin özellikle MDMA hakkında yetersiz bilgiye sahip olması ve bu maddeyi zararsız kabul etmesi de kontrolsüz ve bilinçsiz tüketime yol açtığı bildirilmiştir. Batı Avrupa ülkeleri olan Belçika, Lüksemburg ve Hollanda’nın dünyanın MDMA üretiminin %80’nini karşıladığı tahmin edilmektedir.
 

MDMA’nın gençler arasında yaygın olarak kullanılmasının bir nedeni de 90’lı yılların başında başlayan ve tüm dünyaya yayılan “Rave” kültürüdür. Rave akımı birçok ecstasy kullanıcısı için özellikle haftasonları gerçekleştirilen ecstasy alma ritüelinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Rave partileri diğerlerinden ayıran en belirgin 4 özellik; mekan, çalınan müzik, katılımcı insan profili, ve hap kullanımıdır.
 

Rave partiler ecstasy kullanıcılarının ihtiyaçlarına uygun olarak hazırlanan mekanlardır. Rave partileri genellikle şehir dışındaki hangar ve çiftlik gibi mekanlarda organize edilmektedir. Yasal problemler çıkmaması açısından olayın yeri ve zamanı partiden birkaç gün ya da saat öncesine kadar gizli tutulmaktadır. Girişi 25-35 YTL. arasında değişen bu partilerde alkol tüketilmemektedir. Rave partilerde ecstasy kullananlarda aşırı dans ve hareketten oluşan su kaybını engellemek için bol içme suyunun yanında mineral ve vitamin katkılı enerji içecekleri de bulundurulmaktadır.

Ayrıca maddenin etkisiyle oluşan vücut ısısındaki aşırı artışı da minimalize edebilmek için bu tür mekanlarda havalandırma sistemlerinin olmasına özen gösterilmektedir. Rave partiler aynı zamanda lazer gösterileri ve ışık oyunları eşliğinde onlarca insanın saatlerce dans edebileceği geniş mekanlar olarak dizayn edilmiştir.
 

Rave partilerde ağırlıklı olarak bilgisayarda yapılmış, elektronik rock sentezi müzikler çalınmaktadır. Bu tür müzikler arasında underground, house, acid house, hardcore, ambiyans, tekno ve trance tarzları sayılabilir. Ünlü djler tarafından çalınan, daha çok tekrarlardan oluşan, yüksek hızda (dakikada 80-20 arasında vuruş sayısı olan)  ve  sesdeki  bu  tür  müzikler,  madde  kullanmayan  bir  kişinin  beyninde  bileuyuşturucu bir etki yaratma gücüne sahiptir. Ravelerde çalınan müziklerin sözlerinde de genellikle kullanılan hapların etkilerine övgüler düzülmektedir.
 

Rave partilerde alkol alınmadığından yasal açıdan konulan yaş sınırlaması da geçerliliğini yitirmektedir. Katılımcılar genelllikle 15- 25 yaş arasındaki gençlerden oluşmaktadır. Rave partilerine katılan kişilerin kıyafetleri de ortam kadar ayırt edici özellikler taşımaktadır. Katılımcılar genellikle dar, polo yaka, logolu t-shirtler, bol ve düşük belli pantalonlar, koşu ayakkabıları giyip, plastik zincirler, florasanlı ve ışıklı oyuncaklar, renkli ve parlak materyaller taşımaktadırlar.

Hem kadın hem de erkekler tarafından giyilebilen bu tarz kıyafetler fiziksel çekim ve cinsiyet farklılıklarını daha az göze çarpar hale getirdiğinden rave katılımcılarında bir bütünlük ve aynılık duygusu yarattığı düşünülmektedir. Rave katılımcılarını; rave partilerini sıkı sıkıya her haftasonu takip edenler ve ayda bir merak edip uğrayan öğrenci kitlesi olarak iki ana gurupta incelemek mümkündür.

Devamını Oku