Uyuşturucu Madde Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyuşturucu Madde Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sosyal Dışlanma ve Uyuşturucu Madde Kullanımı

Madde kullanımı ve sosyal dışlanma birbirinin nedeni olarak görülebilir. Madde kullanımı yaşam koşullarının bozulmasına, sosyal marjinalleşme süreçleri de madde kullanmaya başlamak için bir neden olabilir.

Bununla birlikte, madde bağımlılığı ve sosyal dışlanma birbirinin kesin bir nedeni değildir. Çünkü sosyal dışlanma, tüm madde kullanıcıları için geçerli değildir. Bu karmaşıklığı da düşünerek, hem sosyal olarak dışlanmış topluluk içindeki madde kullanımını hem de madde kullanıcıları arasındaki sosyal dışlanmışlığı analiz etmek mümkündür.Bu bölümde hedeflenen sosyal açıdan dışlanmış gruplar arasında madde kullanımının raporlanmasıdır. Ancak, Türkiye’de madde bağımlılarının sosyal dışlanması ile ilgili çalışma ve araştırmalar oldukça sınırlı olduğu için bu bölüm raporlanamamıştır.

Tedavi sonrası toplumla yeniden bütünleşme, tedavi sürecinin herhangi bir aşamasında ele alınabileceği gibi, temel olarak tedavi sonrasında madde bağımlılarının geri döndükleri toplumda yeniden var olabilmelerini amaçlayan  bir süreçtir. 

Madde bağımlılarının toplumla yeniden entegrasyonları sürecinde verilen hizmetler, bazen sadece barınma, bazen de sadece eğitim ya da iş imkânı sağlanması şeklinde olabilmektedir. Bunun yanında çoğu kez madde bağımlısının birden çok sorununa yönelik müdahale ve hizmetler bir arada ve birbiri ardınca verilmektedir (Türkiye Uyuşturucu Raporu 2011). Türkiye’de ulusal düzeyde uygulanan ve bağımlıların tedavi sonrasında topluma yeniden entegrasyonları sürecini ele alan bir yapı yâda program bulunmamaktadır. Ancak, bazı kamu kurumları ve belediyeler tarafından doğrudan bağımlılara olmasa da risk gruplarına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.
Devamını Oku

Ulusal Uyuşturucu Politika ve Stratejisi Belgesi ve Eylem Planı

Akıl ve beden sağlığının en büyük düşmanı olan uyuşturucular, bağımlılarını  aileden,  toplumdan ve çevresinden kopararak sorumsuz bir hayata mahkum etmektedir. Bu sebeple uyuşturucular zincirleme olarak bağımlıya, bağımlının aile ve iş hayatına, ayrıca ülke ekonomisine telafi edilemez zararlar vermekte ve toplumların hem bugününü hem de geleceklerini tehdit etmektedir. Bu kapsamda, tüm dünyada büyük bir sorun haline gelen uyuşturucu kullanımı ve bağımlılığı son yıllarda Türkiye için de önemli bir sorun haline gelmeye başlamıştır (Ulusal Uyuşturucu Politika ve Strateji Belgesi 2013-2018).


Ülkemizin uyuşturucu ile mücadele politikalarının ve bu kapsamdaki amaç ve hedeflerinin ortaya konduğu ilk Ulusal Politika ve Strateji Belgesi, 2006 yılında yürürlüğe girmiştir.  Arkasından bu belgede belirlenen hedeflere ulaşılmak için yapılması gerekli faaliyetlerin yer aldığı üçer yıllık iki ayrı Eylem Planı hazırlanarak yürürlüğe konmuştur (Ulusal Uyuşturucu Politika ve Strateji Belgesi 2013-2018).

Bu belgelerin yürürlük sürelerinin 01.01.2013 tarihi itibariyle sona ermesiyle birlikte, ülkemizin uyuşturucu kaçakçılığı ve bağımlılığına karşı mücadeledeki politika ve stratejilerini ortaya koyan ve 2013-2018 yıllarını kapsayan “Ulusal Uyuşturucu Politika ve Strateji Belgesi”, ilgili kurumlarımızın katkı ve mutabakatı ile hazırlanmıştır (Ulusal Uyuşturucu Politika ve Strateji Belgesi 2013- 2018).


2018 yılı sonuna kadar yürürlükte kalması planlanan Ulusal Uyuşturucu Politika ve Strateji Belgesi ile uyuşturucu madde ile mücadele alanındaki görülen eksikliklerin giderilmesi  ve bu belgeler ile talep azaltımı ve arz azaltımı konusunda dengeli bir yaklaşım benimsenmesi öngörülmüştür.


Strateji Belgesi’ne paralel olarak TUBİM koordinesinde, ilgili kurum/kuruluşların ortak çalışma ve mutabakatı ile hazırlanan Ulusal Uyuşturucu Eylem Planı ise strateji belgesinde
geçen hususların 2013-2015 yılları arasında faaliyet olarak uygulanmasını öngörmektedir.


Hazırlanan yeni belgelerin yürürlüğe konulması, 02.09.2013 tarihli Başbakan Olur’u ile uygun bulunmuştur.
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde Zarar Azaltım Programı

Zarar azaltımı programları, uyuşturucu kullananların ve çevresindekilerin öncelikle sağlıklarını korumak amacıyla uygulanmaktadır. Zarar azaltımı kavramında esas olan anlayış; uyuşturucu kullanan kişilerin kullanımdan kaynaklanan sağlık sorunlarıyla, ikinci derecede ortaya çıkabilecek zararlardan kişi ve toplumu korumaktır. Temel amaç, hastalık durumunu ve ölüm oranını azaltmaktır.

Zarar azaltımı programları Avrupa’da Almanya, Fransa, İtalya, Finlandiya, Hollanda, Estonya, İrlanda ve İsveç gibi ülkelerde de uygulanmaktadır.

Tedavi   programına   başvurmayan    veya tedavisi başarısız olan hastaların uyuşturucu kullanımlarını kontrol edebilecek ve gelecekte tedavi motivasyonlarını arttıracak, Hepatit, HIV gibi bulaşıcı hastalıkların yayılmasını ve suça yönelmelerini önleyecek zarar azaltıcı programlar Türkiye’de yeterli değildir.


Türkiye’nin gerçeklerine ve gereksinimlerine göre, uyuşturucu kullanıcılarına zarar azaltımına yönelik koruyucu hizmetlerin sağlanması gerekmektedir.
Zarar azaltımı faaliyetleri kapsamında Türkiye’de;


⦁    İkame tedavisi,
⦁    Sosyal hizmet çalışmaları,
⦁    Acil durumlarda psiko-sosyal ve tıbbi destek sağlama,
⦁    Sokakta yaşayan bağımlılar için barınaklar,


gibi hizmetler uygulanmalı ve/veya yaygınlaştırılmalıdır.
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde Bağımlılarının Topluma Yeniden Kazandırılması

Uyuşturucu bağımlılığı ile mücadelede tıbbi tedavi sonrasında sunulan rehabilitasyon çalışmaları tedavinin başarısı açısından çok önemlidir. Ancak Türkiye’de bağımlılık alanında sosyal destek sistemleri ve rehabilitasyon çalışmaları istenilen düzeyde değildir. 



Bu nedenle ilgili kurumların da desteği ile bağımlıların tedavi sonrasında sosyal hayata uyumunu arttırmak ve bir işte çalışmalarına olanak sunmak için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. Bu tür uygulamalar yerel düzeyde başarı göstermekle beraber ulusal çapta bir program bulunmamaktadır.

Bağımlı bireylerin topluma yeniden uyum aşamasında karşılaştıkları en önemli sorunlardan ilki, kalabilecekleri bir yerin, yani konutun olmamasıdır. Bunun hemen ardından gelen sorunlarsa; eğitim düzeylerinin düşük ya da hiç olmaması ve iş imkanlarının çok az olması olarak sıralanmaktadır.
Devamını Oku

Uyuşturucu Maddenin Arz Boyutu (Uyuşturucu Madde Piyasası)

Türkiye’de kanun uygulayıcı birimlerin uyuşturucuyla mücadele   alanında kararlılığı artarak devam etmektedir.Son yıllarda yapılan uyuşturucu operasyonlarının sayısında ve yakalanan şahıs miktarında önemli artışlar görülmektedir.
 


Balkan rotası üzerinde bulunan Türkiye, 2012 yılında da yoğun bir şekilde afyon ve türevlerinin kaçakçılığına maruz kalmaya devam etmiştir. Türkiye pazarlarına ulaşan afyon, bazmorfin ve eroinin temel kaynağı Afganistan’dır. Türkiye’de afyon ve türevlerinin (opiyatların) bulunabilirliği Afganistan’da gerçekleşen üretimle yüksek (0,93) korelasyon göstermektedir. Afganistan’da yapılan yüksek miktarlı üretimden sonra Türkiye pazarında eroinin bulunabilirliği ve yakalamaları artmaktadır. Üretimde görülen düşüşler  ise bir yıl sonraki yakalamalara yansımaktadır. Afyon ve türevleri Afganistan’dan sonra büyük oranda İran İslam Cumhuriyeti’ni takip ederek Hakkari, Van ve Ağrı illerinden Türkiye’ye ulaşmaktadır. Ancak son  yıllarda  Irak’ı  ülkemize  bağlayan  Şırnak/Habur sınır kapısından girişlerde önemli bir artış görülmektedir.

2012 yılında ise Afganistan’da eroin arzında görülen artışın paralelinde eroinin piyasada bulunabilirliğinde tekrar artış yaşanmıştır. Aynı yıl Türk kolluk kuvvetleri tarafından 13.301 kg eroin yakalanmış ve Türkiye eroin yakalamalarında dünya lideri konumuna yükselmiştir.


Dünya’da yaşanan trendlerin paralelinde esrar Türkiye’de en çok yakalanan uyuşturucu madde olmaya devam etmektedir. 2012 yılında ülke genelinde 152.086 kg esrar yakalanmıştır. Son beş yıl içerisinde esrar yakalamaları %288 oranında artış göstermiştir. 2012 yılı itibariyle bir önceki yıla göre esrar yakalamaları %99 oranında artış göstermiştir.


T
ürkiye’de üretilen esrarın ülke dışına ihraç edildiğine dair güvenilir bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak İran’dan Türkiye’ye önemli miktarlarda toz esrar girişi tespit edilmiştir. Toz esrar kaçakçılığı özellikle 2010 sonrasında önemli oranda artmıştır. İran İslam Cumhuriyeti’nden getirilen toz esrarın üretim bölgesinin İran olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur. Afganistan’dan İran İslam Cumhuriyeti’ne oradan da Türkiye’ye getirilmiş olabileceği  değerlendirilmektedir.


Türkiye’yi hedefleyen kokain Kolombiya, Peru ve Bolivya’dan direk olarak gelmemektedir. Kaçakçılık organizasyonları risk azaltmak için farklı güzergahlar ve yöntemler kullanmaktadır. 2012 yılında yapılan analizler Türkiye’ye kokainin 45 farklı güzergahı kullanarak ulaştığını göstermiştir. 


Bu 45 güzergahın %65’inde Türkiye nihai hedef iken %35’inde ise transit güzergah olarak kullanılmıştır. Güney Amerika’da kokainin Arjantin, Brezilya, Ekvador ve Venezuela’dan çıkış yaptığı görülmektedir. Bunun yanı sıra birçok olayda kokainin öncelikle Batı Afrika’ya ulaştığı, arkasından Türkiye’ye sevk edildiği görülmektedir. Gelen kokainin büyük bir kısmı Türk pazarlarını hedeflemekle birlikte, bir kısmı Avrupa pazarlarına doğru seyrine devam etmektedir.


Kokain pazarında yaşanan genişlemenin paralelinde son beş yıl içerisinde yakalanan kokain miktarında önemli artışlar görülmüştür. 2008- 2012 yılları arasında kokain yakalamaları yaklaşık 4 kat artarak 94 kg’dan 476 kg’a çıkmıştır. 2011 yılında 281 kg konteyner yakalamasının da etkisiyle kokain yakalamalarında rekor kırılmıştır. Ancak 2012 yılında bu kadar büyük çaplı bir yakalama olmaması nedeniyle ulusal kokain yakalamaları %19,5 oranında azalmıştır. Geçmişte yüklü miktarda kokain maddesi yakalamaları nadiren gerçekleştirilse de günümüzde planlı,  projeli ve sistemli olarak gerçekleştirilen yakalamalar giderek artmaktadır.

Türkiye’de sentetik uyuşturucu yakalamaları madde türüne göre çok farklı trendler göstermektedir. Ülkemizde yaygın olarak görülen captagon maddesi yakalamaları son beş yıl içerisinde hızlı bir düşüş göstermiştir. Captagon yakalamaları  2008  yılında  yaklaşık  3  milyon civarında iken 2012 yılında %94 oranında azalarak 183.537 tablete düşmüştür. EGM KOM (2010;2012) Raporu bu düşüşün iki temel nedeni olduğunu açıklamıştır. 


Birincisi; Suriye ve Ermenistan’da captagon üretimine başlanması ve Türkiye’de üretimde görülen önemli azalmalardır. Bu gelişmeler paralelinde Ortadoğu’da captagon yakalamalarında önemli bir artış görülmüştür. İkincisi, son yıllarda Türkiye’deki uyuşturucuyla mücadele birimlerinin captagon kaçakçılığı yapan grupları hedefleyen yoğun operasyonları neticesinde organize suç gruplarının  sayısında ve niteliğinde önemli düşüşler meydana gelmiş olmasıdır.

Türkiye ecstasy için nihai pazar konumundadır. Ecstasy yakalamalarında 2009 yılında görülen düşüşün ardından 2012 yılına kadarki dört yıllık dönemde yaklaşık 9 kat artış yaşanmıştır. 2012 yılında bir önceki yıla göre görülen artış oranı ise %221,7’dir.


Dünya uyuşturucu piyasalarında yaşanan trendlerin paralelinde, Türkiye son yıllarda giderek artan oranlarda metamfetamin kaçakçılığına maruz kalmaktadır. Metamfetamin Türk pazarlarında son dört yıldır görülmektedir. 2009 yılında ülke genelinde 14 olayda 103 kg metamfetamin yakalanmıştır. Metamfetamin yakalamaları son beş yıllık süreçte %387, son bir yılda ise %43 oranında artmıştır.
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde Bağlantılı Suçlar

2012 yılında Türkiye genelinde toplam 83.133 uyuşturucu olayı meydana gelmiş, bu olaylarda 130.049 şüpheli yakalanmıştır.Bu sayı 2015 yılında yüzde 450 artmış durumda.



Önceki yıllarla karşılaştırıldığında; 2012 yılında hem olay sayısında hem de şüpheli sayısında bir artış meydana gelmiştir. Bir önceki yıla göre olay sayısındaki artış %23,90, şüpheli sayısındaki artış ise %23,08 oranında gerçekleşmiştir.

Türkiye’de  2012  yılında  gerçekleşen  toplam 83.133 uyuşturucu olayı suç türlerine göre incelendiğinde; 71.734 olayın (%86,29) kullanma amaçlı uyuşturucu madde satın alma/kabul etme/ bulundurma(TCKm:191), 11.397 olayın(%13,71) uyuşturucu madde imal ve ticareti (TCK m:188) ve 2 olayın ise kullanımı kolaylaştırma (TCK m:190) kapsamında gerçekleştiği anlaşılmıştır.

Türkiye’de   2012   yılında   yakalanan   toplam 130.049 şüphelinin suç türlerine göre dağılımı incelendiğinde; 102.919 şüphelinin (%79,14) kullanma amaçlı uyuşturucu madde satın alma/ kabul etme/bulundurma (TCK m:191), 27.125 şüphelinin (%20,86) uyuşturucu madde imal ve ticareti (TCK m:188) ve 5 şüphelinin ise kullanımı kolaylaştırma (TCK m:190) kapsamında yakalandıkları  anlaşılmıştır.

Türkiye’de  2012  yılında  4.155  eroin  olayında 7.349 şüpheli, 68.276 esrar olayında 107.485 şüpheli,  1.434  kokain  olayında  1.989  şüpheli,4.445 ecstasy olayında 6.327 şüpheli, 171 captagon olayında 278 şüpheli, 99 metamfetamin olayında 193 şüpheli, 3 asetik anhidrit olayında 14 şüpheli,3.401 sentetik kannabinoid olayında 4.784 şüpheli yakalanmıştır.

TUBİM İl İrtibat Noktası (İLTEM) personelince uygulanan “Bağımlılık Yapıcı Madde Suçlarında Kullanıcı Profili Anketi-U Formu” verilerine göre; uyuşturucu madde kullanıcılarının maddeye  başlama nedeni olarak, arkadaş etkisi (%41,48) ve merak (%26,84) ilk iki sırada gelmektedir. Ankete katılan şahısların büyük çoğunluğunun (%72,25) 18-29 yaş aralığında olduğu görülmektedir.

Uyuşturucu madde  kullanıcıları  maddeyi  en çok terk edilmiş yerlerde  (%51,31),  ardından da kendi evlerinde (%25,48) kullanmaktadırlar. Uyuşturucu madde kullanımı evlilere oranla bekarlar arasında daha yaygındır. Türkiye’de en fazla kullanılan madde esrardır. Başlama sırasına göre, ilk sırada sigara gelirken, bunu esrar takip etmektedir. Buna göre sigara kullanımının, illegal madde kullanımına geçişte ilk adım olduğu değerlendirilmektedir.

1984-2013  yılları  arasında  güvenlik  kuvvetleri tarafından  yapılan 377 operasyonda  terör örgütlerinin  uyuşturucu  olayına  karıştığı  tespit edilmiştir. Bu olaylarda toplam 1.232 kişi yakalanmıştır.  Söz  konusu  dönemde  güvenlik kuvvetleri tarafından icra edile faaliyetlerde PKK’ya ait 60 hücre evi ve sığınakta yüksek miktarlarda uyuşturucu yakalanmıştır. PKK’ya karşı yürütülen  operasyonlarda  bu  güne  kadar 4.584 kg eroin, 36.550 kg esrar, 17.958.469 kök kenevir bitkisi, 4.305 kg bazmorfin, 22 kg afyon sakızı, 710 kg kokain, 344.135 adet sentetik uyuşturucu, 27.630 lt asetik anhidrit ve 4 adet imalathane ele geçirilmiştir.

Günümüzde başta yasa dışı uyuşturucu ticareti olmak üzere, organize suçların işlenmesi suretiyle elde edilen büyük tutarlardaki suç gelirlerinin önemli bir bölümü, organize suç faaliyetinin devamını sağlamak amacıyla kullanılabilmekte, ayrıca bu gelirlerle terör faaliyetleri de finanse edilebilmektedir.

Organize suçla mücadelede; suçtan elde edilen gelirlerin hedeflenmesinin, diğer bir  ifadeyle bu gelirlerin tespit, takip veel konulmasının, uyuşturucu ticareti gibi doğrudan öncül suçu işleyenlerin yakalanarak cezalandırılmasından dahaetkilibiryololduğuanlaşılmıştır. Buçerçevede suçtan elde edilen gelirlerin aklanmasına yönelik önleyici  ve  bastırıcı  tedbirler  ile  bu  gelirlerin

tespiti aşamasında müsaderesine yönelik tedbirler birçok ülkenin politika yapıcılarının gündeminde ön sıralarda yer edinmiştir.

2008-2012 yılları arasında MASAK tarafından suç gelirlerinin aklanması suçlarının tespitine yönelik olarak yapılan analiz,  değerlendirme ve inceleme çalışmaları sonucunda, uyuşturucu madde kaçakçılığı dolayısıyla aklama suçunu işledikleri anlaşılan 211 kişi hakkında savcılıklara suç duyurusunda bulunulmuştur.

2012 yılında uyuşturucu madde bağlantılı suçlardan  ceza   infaz   kurumlarında   22.445 kişi bulunmaktadır. Aynı dönemde ceza infaz kurumlarında bulunan toplam kişi sayısı ise 136.020’dir. Buna göre sadece uyuşturucu madde bağlantılı suçlardan  ceza infaz kurumlarında bulunanlar toplam sayının %16,5’ini oluşturmaktadır.
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde Bağımlılarının Sosyal İlişkileri ve Toplumla Yeniden Kazandırılmaları

Bağımlılık, ergenlik döneminden yaşlılık dönemine değin gözlenebilen ve bireyin yaşam kalitesini düşüren önemli bir halk sağlığı sorunudur. Madde kullanımının genç nüfus arasında azaltılması ülkelerin madde kullanımı politikalarında yer alan öncelik konularından biridir. Talep azaltımı, ülkemiz madde ile mücadele politikasında da önemli yer tutmakta, tedavi ve rehabilitasyonu da içeren çok yönlü bir strateji olarak kabul edilmektedir.

  
EMCDDA toplumla yeniden bütünleşmeyi, bireyin, eğitim, iş, barınma ve sosyal ilişkiler/ çevre aracılığıyla toplumun yeniden ve tam bir üyesi olmasına yardımcı olacak müdahaleler olarak  tanımlamıştır.  Kısaca,  toplumla yeniden bütünleşme, eski bağımlının toplumla bütünleşmesini sağlamaktır.

Strateji Belgesinin uygulanmasına yönelik hazırlanan III. Ulusal Uyuşturucu Eylem Planı’nda “Rehabilitasyon ve sosyal bütünleşme programları oluşturmak ve uygulamak” hedefi ile ilgili olarak;


Uyuşturucu madde  bağımlılarının  tıbbi tedavisi sonrasında rehabilite ve topluma yeniden kazandırılması amacıyla, rehabilitasyon hizmetlerinin/programlarının  uygulanması


Uyuşturucu bağımlılarının, tedavi sonrası topluma kazandırılması amacı ile İŞKUR tarafından Aktif İşgücü Hizmetlerinden yararlandırılması


Gençlik Projeleri Destek Programı kapsamında uyuşturucu bağımlısı gençleri de kapsayan sosyal uyum projelerine öncelik verilmesi” faaliyetlerine yer verilmiştir
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde ve Sağlık

2012 yılında Türkiye’de tedavi gören uyuşturucu madde bağımlıları içinde 2.007 kişi (%42,52) yaşamı boyunca en az bir kez, 1.735 kişi ise son 30 gün içinde damar yoluyla uyuşturucu madde kullandığını ifade etmiştir (%36,75). Damar içi uyuşturucu madde kullanıcılarının tamamı opiyat bağımlılarından oluşmaktadır.

Opiyatlar içinde en yüksek kullanılan uyuşturucu madde ise eroindir. Damar yoluyla eroin dışı bir opioid kullanan kişi sayısı 41’dir (%2,04). Bu verilere göre, Türkiye’de tedavi gören bağımlılar arasında damar yoluyla kullanılan temel uyuşturucu maddenin eroin olduğu, eroin dışı opiyatların nadiren tercih edildiği söylenebilir.




2012 yılında bağımlılık tedavi merkezlerinde yatarak tedavi gören ve damar yoluyla uyuşturucu madde kullanımı olan 2.007 kişiden 1.998 tanesine HIV ve viral hepatitler için tarama testi uygulanmıştır. Tüm serolojik testler için geçerli sonuç sayısı 1.821 bulunmuştur. Bu kişilerden 12’sinde (%0,65) HIV pozitif,156’sınde (%8,57) HBV pozitif, 912’sinde (%50,1) ise HCV pozitif sonuç saptanmıştır.

2011 yılında 105 doğrudan MBÖ olayı meydana gelirken, 2012 yılında %54,3 artış göstererek 162’ye yükselmiştir.


2012 yılı doğrudan MBÖ olaylarının; %96,3’ünün (n:156) erkek, %3,7’sinin (n:6) kadın olduğu tespit edilmiştir. Doğrudan MBÖ olgularının yaş ortalamalarının; erkeklerde 30,1 (min:12- maks:66), kadınlarda 32 (min:18-maks:48), genel ortalamada ise 30,2 olduğu tespit edilmiştir.


Doğrudan  MBÖ’lerin  yaklaşık  

%1,2’sinin  15   yaş  altında,  
%8’inin  15-19,  
%21,6’sının  20-24,   
%21,6’sının   25-29,   
%16,7’sinin   30-34,
%14,8’inin 35-39, 
%4,9’unun 40-44, 
%3,7’sinin45-49,
 %1,2’sinin  50-54,  
%2,5’inin  55-59 yaş grubunda, 
%0,6’sının 65 yaş ve üstünde olduğu,
%3,1’inin ise yaşının bilinmediği saptanmıştır. 

2012 yılı doğrudan MBÖ olgularının en sık 20-29 yaş grubunda olduğu saptanmakla birlikte, sıklık sıralaması 20-24, 25-29, 30-34, 35-39 yaş grupları olarak devam etmektedir.

Doğrudan MBÖ’ler toplam 24 ilde görülmüş olup, en yüksek ölüm oranı İstanbul’da (n:70,%43,2) gerçekleşmiştir. İstanbul’u sıklık sırasıyla Antalya  (n:25,  %15,4),  Adana  (n:15,  %9,3),Mersin (n:9, %5,6), Gaziantep (n:9, %5,6), Ankara (n:7, %4,3), Kocaeli (n:4, %2,5), Sakarya (n:3, %1,9), Konya (n:3, %1,9) ve İzmir (n:3,%1,9) izlemektedir. Edirne ve Artvin illerinin her birinde 2 olgu (%1,2),Urfa, Bitlis, Bursa, Düzce, Kırklareli, İskenderun, Malatya, Kilis, Ağrı ve Osmaniye illerinin her birinde ise 1 olgu (%0,6) saptanmıştır. 2012 yılında İstanbul’da meydana gelen doğrudan MBÖ’ler (n:70), 2011 yılına (n:45) oranla %55,5’lik bir artış göstermiştir.


2012 yılında Türkiye’de 163 dolaylı MBÖ olgusu saptanmıştır. Olguların %96,9’u (n:158) erkek,%3,1’i (n:5) kadındır. Erkeklerin yaş ortalaması 35,5 (min:16-maks:72), kadınların yaş ortalaması 27,8 (min:22-maks:39) ve tüm olguların yaş ortalaması 36,5(min:16-maks:72) olarak hesaplanmıştır.


Dolaylı uyuşturucu madde bağlantılı ölümlerin yaş gruplarına göre dağılımı incelendiğinde; 

15 yaş altında ölüm olmadığı; 

15-19 yaş grubunda 12
20-24 yaş grubunda 21
25-29 yaş grubunda 39
30-34 yaş grubunda 16
35-39 yaş grubunda 20 
40-44 yaş grubunda 10
45-49 yaş grubunda 10
50-54 yaş grubunda 9
55-59 yaş grubunda 9
60-64 yaş grubunda 4 
65 yaş üzerinde  6 

ölüm olayının gerçekleştiği, 7 olgunun yaşının bilinmediği saptanmıştır. 2012 yılı dolaylı MBÖ olgularının en sık 25-29 yaş grubunda olduğu saptanmakla birlikte, sıklık sıralaması 20-24, 35-39, 30-34, 15-19, 40-44, 45-49, 50-54 ve 55-59 yaş grupları olarak devam etmektedir.

Olguların ölüm nedenlerine göre dağılımı incelendiğinde; önceki yıllardan farklı olarak en sık ölüm nedeni kalp, damar hastalığı olup, sıklık sırasıyla; ateşli silah yaralanması, kesici-delici alet yaralanması, trafik kazası, ası, bilinmeyen, yüksekten düşme ve suda boğulma şeklinde devam etmektedir.


Dolaylı MBÖ’ler 37 ilde görülmüş olup, en yüksek ölüm oranı İstanbul’da 51 (%31,3) gerçekleşmiştir. İstanbul’u sıklık sırasıyla; İzmir 20 (%12,3), Ankara 10 (%6,1), Adana 10 (%6,1), Antalya 9 (%5,5),Manisa 6 (%3,7), Mersin 6 (%3,7), Gaziantep 6(%3,7), Aydın 4 (%2,5) izlemekte olup, Diyarbakır, Malatya, Muğla ve Kocaeli illerinin her birinde 3 (%1,8), Trabzon, Bolu, Giresun, Edirne ve Rize illerinin her birinde 2 (%1,2) olgu, Adıyaman, Bursa, Tekirdağ, Aksaray, Amasya, Niğde, Düzce, Samsun, Iğdır, Isparta, Çorum, Kırşehir, Sakarya, Hakkari, Erzincan, Tunceli, Kayseri, Zonguldak ve Osmaniye illerinin her birinde 1 (%0,6) olgu saptanmıştır.
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Tedavisi

Türkiye’de bağımlılık tedavisi Sağlık Bakanlığı’na bağlı  devlet  hastanelerinde,  üniversitelerin  tıp fakültesi psikiyatri kliniklerinde, kamu üniversite ortaklığında ve bazı özel hastanelerin ilgili birimlerinde yapılmaktadır. Bağımlılık tedavisi yapan 25 tedavi merkezi bulunmaktadır ve toplam 678 hasta yatağı ayrılmıştır, bunun 457 adedi Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerde, 221 adedi ise üniversite ve özel hastaneler bünyesinde bulunmaktadır. Yurt genelinde bağımlılık tedavisinin ulaşılabilirliğini artırmak amacıyla yeni merkezlerin açılması planlanmış ve 2012 yılında 3 yeni merkez hizmete girmişti. 

Diğer yıllardan farklı olarak, 2012 yılında Türkiye genelinde yatarak uyuşturucu madde bağımlılığı tedavisi hizmeti sunan 22 merkezden tamamı bu çalışmaya veri sağlamıştır.

Türkiye’de ilaçların  elektronik ortamda reçetelendirilme sistemi olan e-reçete uygulamasına  01.07.2012 tarihi itibariyle başlanmıştır.
           
Türkiye’de 2012 yılında bağımlılık tedavi merkezlerinde tedavi gören yatan hastalara ilişkin verilerdir. Bu veriler, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından “Türkiye’de    Madde    Kullanıcılarında Tedavi Bildirim Sistemi” formu aracılığı ile toplanmaktadır. 2012 yılı içerisinde toplam 4.720 yatarak tedavi gören hasta kaydı bulunmaktadır. Veritabanı 22 tedavi merkezinden manuel doldurulan formlardan oluşmaktadır. Formlar kodlama ile  doldurulduğundan kişilerin kimlik bilgileri gizli tutulmaktadır. 2012 yıllı içinde hizmet veren 22 merkezin tamamı veri sağlamıştır.

2012 yılı içerisinde; mükerrer kayıtlar tespit edilememekle birlikte, 22 bağımlılık tedavi merkezinin tamamından temin edilen verilere göre toplam 5.845 yatarak tedavi başvurusu gerçekleşmiştir. Ancak mükerrer veriler ve doldurulmayan formlar çıkarıldığında ise 4.720 net veri elde edilmiştir.

Yatarak tedavi gören hastaların verileri incelendiğinde; 2011 yılında 2.117 iken 2012 yılında yaklaşık %123’lük bir artışla 4.720 olmuştur. Bu dramatik artış manuel doldurulan formların daha düzenli toplanması ve verilerin işlenmesi süresinde daha özenli davranılmasıyla açıklanabilir. 2012 yılı içerisinde ayaktan tedavi başvuru sayısı 187.329 olup, bunların 90.121’i Denetimli Serbestlik uygulamaları kapsamında gerçekleşmiştir.2012 yılında yatarak tedavi gören 4.720 hastanın %53,4’ü (2.519) ilk kez tedavi gördüğünü (daha önce hiç tedavi görmediğini) belirtirken, %46,6’sı (2.201) daha önce tedavi gördüğünü belirtmiştir.

2012 yılında yatarak tedavi görenlerin cinsiyete göre dağılımları incelendiğinde; %93,8’inin (4.427) erkek, %6,2’sinin (293) kadın olduğu anlaşılmaktadır. Tedavi olanların yaş grubuna göre dağılımı incelendiğinde; tedaviye başvuran hastaların 20-29 yaş grubu arasında yoğunlaştığı görülmektedir. 20-29 yaş grubundaki hastaların toplam hastalara oranı %53’dür (2.503).

Tedavi gören kişilerin %70,6’sının (3.332) ilköğretim mezunu oldukları görülmektedir. Hastaların   %59’unun   (2.783)   işsiz   olduğu, %30,3’ünün   (1.431)   düzenli   bir   işi   olduğu,
%2,5’inin (120) ise öğrenci olduğu anlaşılmıştır. Tedavi görenlerin %92,7’si (4.374) ailesi ile birlikte yaşamaktadır.
Devamını Oku

Problemli Uyuşturucu Madde Kullanımı

EMCDDA   tarafından   yapılan    tanımlama üye ülkelerin kendi içinde önemli değişim gösterebilmektedir. Ancak genelde, eroin, kokain ve amfetamin türü uyuşturucu maddelerin düzenli olarak kullanımı problemli uyuşturucu madde kullanımı olarak  tanımlanmaktadır. Diğer bir ifadeyle; damar içi uyuşturucu madde kullanıcıları, problemli afyon türevi, amfetamin, kokain ve çoklu uyuşturucu madde kullanıcıları literatürde problemli madde kullanıcısı olarak tanımlanmaktadır.



Türkiye’nin kendisine özgü bir problemli uyuşturucu madde tanımlaması yoktur. Ülkemiz politika olarak tüm yasa dışı uyuşturucuları “problemli” sınıfında değerlendirmektedir. Zira, kimi uzmanlar, bir takım uyuşturucu maddenin “problemli” olarak sınıflandırıldığında, diğer bazı uyuşturucu maddelerin doğrudan “problemsiz” olarak algılanacağını ifade etmişlerdir. Bu sebeple EMCDDA tanımına dahil edilmeyen esrar ve ecstasy kullanımı da Türkiye açısından problemli uyuşturucu madde olarak tanımlanmaktadır.

Problemli uyuşturucu madde kullanımı hesaplamaları için araştırma yöntemleri literatüründe birçok yöntem bulunmaktadır.


2012 yılı için, yatarak tedavi olan ve kayıt altına alınan bireyler üzerinden çarpan yöntemi (multiplier method) kullanılarak Türkiye’deki problemli madde kullanıcısı konusunda bir tahminde bulunulmuştur. Kaba bir hesaplamayla, genel popülasyonda  tüm  problemli uyuşturucu madde kullanıcı sayısının (esrar ve  ecstasy hariç) Türkiye’de 46.087 ila 73.704 aralığında olabileceği tahmin edilmektedir. Söz konusu rakamın ortanca değeri ise yaklaşık olarak 59.895 olduğu hesaplanmıştır.
Devamını Oku

Önleme Stratejisi

Uyuşturucu maddenin kötüye kullanımı karşısında en iyi strateji, önleme stratejisidir. Günümüzde uyuşturucu madde bağımlılığı geliştikten sonra yapılabileceklerin (tedavi, rehabilitasyon, sosyal
reintegrasyon vb) oldukça sınırlı olduğu gittikçe kabul gören bir gerçektir.


  
Son yıllarda Türkiye’de talep azaltımı, koruma ve önleme gibi ifadelerden çok daha sıklıkla bahsedildiği görülmektedir. Artık uyuşturucu maddelerin kaçakçılığı ile mücadeleden, narkotik operasyonlarından bahsedilirken aynı zamanda bireyleri uyuşturucu madde kullanımından uzak tutmayı hedefleyen ulusal ve yerel projelerden, etkinlik ve eğitim faaliyetlerine de  gündemde yer verilmektedir. Bunun nedenleri arasında; uyuşturucu madde bağımlılığı ile mücadelede kolluk tedbirleri ile beraber önleme tedbirlerinin de beraber anılır olması, uyuşturucu maddelerin kaçakçılığını ifade eden arz azaltımı ile bireylerin bağımlılık maddeleri ile bir araya gelmesini önleyici tedbirlerle uyuşturucu madde kullanan bireylerin tedavi ve rehabilitasyonlarını da içeren talep azaltımı kavramları arasındaki denge arayışları sayılabilir.

2000 yılından bu güne kadar TUBİM koordinesinde ve uzmanların desteği ile “Madde Kullanımı ile Mücadele Temel Eğitimleri” düzenlenmektedir. Bu eğitimler neticesinde kursiyerlere önleme faaliyetlerinin nasıl yapılacağı, nelere dikkat etmeleri gerektiği, hedef kitlenin nasıl belirleneceği gibi konularda eğitimler verilmektedir. Bugüne kadar 551 görevliye eğitimler verilmiş olup birim içi değişiklikler nedeniyle eğitim alanlardan halen 168 görevli önleme eğitimi vermeye devam etmektedir. 2012 yılı içerisinde TUBİM’in illerdeki temsilcileri olan “Madde Kullanımı İle Mücadele Büro Amirlikleri”nde görevli İLTEM personeli tarafından,   toplam   2.999   faaliyette;   399.024 öğrenci,  21.448  aile,  19.482  kamu  görevlisi,15.084 öğretmen ve 64.325 diğer gruplardan olmak üzere toplam 519.363 kişiye yönelik olarak konferans, seminer, tiyatro gibi önleyici aktiviteler yapılmıştır.


Ayrıca, yerel düzeyde önleme alanında birçok projeli çalışma yapılmıştır.
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde Kullanım Yaygınlığı

Uyuşturucu madde kullanımı önemli bir halk sağlığı sorunu olup, Türkiye’de diğer Avrupa ülkelerinde olduğu kadar yaygın görülmemekle birlikte, tüm boyutları ve risk etmenleri ile birlikte ortaya konması gereken tıbbi, hukuki, sosyal ve güvenlik boyutları olan bir konudur.


Ülkemizde 2011 yılında TUBİM tarafından ülke örnekleminde ilk kez yapılan Türkiye’de GenelNüfusta Tütün, Alkol ve Madde Kullanımına Yönelik Tutum ve Davranış Araştırması (TUBİM GPS Araştırması) ve Türkiye’de Okullarda Tütün, Alkol ve Madde Kullanımına Yönelik Tutum ve Davranış Araştırması (TUBİM SPS Araştırması) sonuçlarına göre esrar dahil herhangi bir uyuşturucu maddeyi en az bir kez deneyenler (yaşam boyu madde kullanımı prevalansı) 15-64 yaş grubunda %2,7, 15-16 yaş grubunda ise %1,5 olarak belirlenmiştir.


Erkeklerde yaşam boyu uyuşturucu madde kullanımı %3,5 iken, kadınlarda %2,6’dır. Eğitimsizlerde yaşam boyu uyuşturucu madde kullanımı %2,6 iken, ilkokul mezunlarında %2,4, ortaokul mezunlarında  %3,2, lise mezunlarında %2,6, üniversite mezunlarında %3,1’dir.


TUBİM Genel Nüfusta Madde Kullanım Araştırması’nda esrar en çok kullanılan uyuşturucu madde olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılanların %0,7’si, yaşam boyu en az bir kez esrar kullandıklarını ifade etmişlerdir. Esrarı ilk kez kullanma yaşı ortalaması 20 dir.


Söz konusu araştırmada genel nüfusun uyuşturucu madde kullanma konusundaki suç algısı incelendiğinde; toplumda uyuşturucu madde kullananların %48,4 sıklıkla “daha  çok  hasta” ve %25,9 sıklıkla hem suçlu hem hasta” olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle toplumda her 4 kişiden 3’ü uyuşturucu madde kullananları hasta olarak değerlendirmektedir.


Toplumun %90’dan fazlası esrar, ecstasy ve eroin denemeyi “hiç hoş görmezken”, günde 10 adet sigara içmeyi %73,1’i, haftada birkaç kez 1-2 içki içmeyi %77,1’i “hiç hoş görmemektedir”. Sonuçlar tütün ve alkol konusunda görece daha hoşgörülü olan toplumun uyuşturucu madde kullanımı söz konusu olduğunda hoşgörüsünün çok azaldığını ortaya koymaktadır
Devamını Oku

Uyuşturucu Madde Politikası: Yasalar, Stratejiler ve Ekonomik Analizler

Uyuşturucu maddelerin kullanımı insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. Tarihte uyuşturucu maddeler büyücüler tarafından dinsel törenlerde kullanıldığı gibi kimi zaman tıbbi amaçlarla da kullanılmıştır. Keyif verici özelliği nedeniyle sonraları bu amaçla tüketilmiş ve  bu  türden bir tüketimi besleyecek arz da beraberinde şekillenerek tıpkı ekonomik yapıdaki gibi bir arz ve talep oluşmuştur. Yüksek miktarlardaki getirisi nedeniyle zamanla ülkeler bu pastadan pay kapma yarışına girmişler, bu amaçla 19. yüzyılda Çin ve İngiltere arasında yapılan 1. ve 2. Afyon Savaşlarındaki gibi savaşı bile göze almışlardır.

  
Yunanca uyku anlamındaki narko sözcüğünden gelen ve İngilizceye “narcotic” olarak geçen uyuşturucu kavramı, sadece  özelliğine sahip maddeleri ifade eder gibi düşünülse de, esasen keyif veren, kışkırtan, yatıştıran, hayal gördüren ve uyanıklık sağlayan maddeler için de kullanılan ve anlamı, toplumumuzun büyük bir bölümünün de anladığı şekilde, geniş anlamda düşünülmesi gereken bir kavramdır.

Öte yandan “Uyuşturucu ile mücadele” kavramı irdelenmiş ve esas olarak sorunun, Arz azaltımı, Talep azaltımı, Uluslararası işbirliği, Bilgi Toplama, Araştırma, Değerlendirme ve Koordinasyon gibi beş boyutu incelenmiştir.

Birinci bölümde yer verilen diğer bir başlık da mevzuattır. 2012 yılı ve sonrasında uyuşturucu maddeler ve uyuşturucu madde bağımlılığı ile ilgili mücadele eden ve hizmet yürüten kurumlar tarafından hazırlanan/takip edilen mevzuat değişiklikleri, TUBİM’e bildirildiği ölçüde bu bölümde yer almıştır.


I. Ulusal Uyuşturucu Strateji Belgesi ve II. Ulusal Uyuşturucu Eylem Planı belgelerinin yürürlük sürelerinin 01.01.2013 tarihi itibariyle sona ermesiyle birlikte, kurumlarımızın katkı ve mutabakatı ile hazırlanan II. Ulusal Uyuşturucu Politika ve Strateji Belgesi (2013-2018) ve III. Ulusal Uyuşturucu Eylem Planı’na (2013-2015) bu bölümde yer verilmiştir. Hazırlanan yeni belgelerin yürürlüğe konulması, 02.09.2013 tarihli Başbakan Olur’u ile uygun bulunmuştur.

Uyuşturucu madde bağımlılığının her boyutunda mücadele veren merkez ve taşra birimleri arasındaki koordinasyon yapısı da bu bölümde anlatılmış, 2012 yılı sonu itibariyle Ulusal Uyuşturucu Koordinasyon Kurullarının 16 kez toplandığı; İl Uyuşturucu Eylem Planlarının 78 ilde hazırlandığı, İl Uyuşturucu Koordinasyon Kurullarının ise 81 ilin tamamında teşkil edildiği vurgulanmıştır.

Türkiye’de EWS Çalışma Grubu, 2006 yılında EMCDDA ile TUBİM arasında başlatılan “Phare Projesi” kapsamında oluşturulan Ulusal Çalışma Gruplarından birisi olarak, 2006 yılında kurulmuş ve bu tarihten itibaren faaliyetlerini düzenli olarak yürütmektedir. EWS Çalışma Grubu’nun toplantıları neticesinde 2007-2012 yılları arasında toplam 34 yeni psiko-aktif madde 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkındaki Kanun kapsamına alınmıştır.

Son olarak bu bölümde kamu  harcamalarına yer verilmiştir. Türkiye, uyuşturucu madde ile mücadele alanında yapılan kamu harcamalarına ilişkin verileri ilk kez 2010 yılında raporlamıştır. 2011 yılında bu  alanda  toplanan  verilerin daha sistematik toplanması amacı ile “Kamu Harcamaları Formu” geliştirilmiştir. 2011 yılında sadece merkezi kamu kurumlarında toplanan veriler, 2012 yılına mevcut veri kapasitesini arttırmak amacı ile, yerel düzeyde İl Belediyelerinden de toplanmıştır. 2012 yılında 395.792.280,50 TL harcama yapıldığı tespit edilmiştir.
Devamını Oku

Aile yapısı, eğitim ve erken önlemler

Ağaç yaşken eğilir“ denildiği gibi erken önlemler küçük yaşta başlar. Çocukken onlara sağlam bir „kök“, daha ileri yaşlarda ise kanat vermek gerekir. Gençlik fırtınası varsa, kırılıp devrilmez, ayakta kalırlar. Ancak bu deneyimi yapabilmeleri için, ergenlik fırtınasına karşı açılıp kanat germeleri gerekir.


Çocukların yetişkinleri örnek aldıkları bilinen bir gerçek. Yetişkin olarak alkolle aramız nasıl? Sinirlendiğimizde hemen bir sigara mı yakıyoruz? Kederli anlarımızda bir kadehte teselli mi arıyoruz? Kendimizi rahat hissetmek için sık sık ilaç mı kullanıyoruz? Yani çocuklar bizi nasıl görüyor ve yaşıyorlar?

Madde bağımlılığı riskini içeren neden ve eğilimlerin çocukluk ve gençlik çağlarında oluştuğu bilinmektedir.Ağaç yaşken eğilir denildiği gibi erken önlemler küçük yaşta başlar. Sağlam ve güçlü oluşmuş bir kişilik yapısı, bağımlılığa karşı en iyi koruyucudur.


Aile ilişkilerinde ve eğitimde ortaya çıkan sorunlar güncel yaşamın bir parçasıdır. Sorunları otoriter biçimde çözmeye çalışmaktansa, açıkca, eşit ve özgür bir ortamda konuşup anlaşarak çözüme gidilmesi gerekir. Böyle eğitilen çocuklar ilerde sorunlarla karşılaştıklarında, bunu anne ve babaya çekinmeden açıp, onların yardımıyla çözüme gideceklerdir.


Küçük yaşta bile görev ve sorumluluğu kız çocuklara vermek Türkiye toplumunda çoğunlukla bir gelenektir. Erkek çocuklar, giderek gençler aksine, görev ve sorumluluk üstlenmeden yetişirler. Gelenek gereği erkek çocuk veya genç ev işi yapmaz, görev, sorumluluk üstlenmez. Tam aksine, kız kardeşleri onlara ve ev işlerine hizmet ederler.


Bu yüzden, serbest ve sorumsuzca yetişen erkek çocuk ve gençler ilerde karşılaştıkları sorunları kendi güçleriyle çözmekte bocalıyor, güçlük çekiyorlar.


Annelerin yakındıkları bir konu da, babanın çocuk eğitimine ilgi göstermemesi, uzak kalmasıdır. Baba sevgisinden çok, baba korkusu ile yetişmek çocukları olumsuz etkileyebilir.


Ìlginin, sevginin, övgünün, sıcak aile ortamının kızmanın, şiddetin bol olduğu ailede yetişen genç insanların ilerdeki yaşamlarında sorunlarla karşılaşma riskleri daha büyüktür.


Bağımlılığa karşı erken önlemler, çocuk veya gençleri bir dedektif gibi takip etmek, sürekli kontrol etmek değildir. Korkutmak veya nasihat etmek yöntemiyle de önlem almak yeterli değildir. Erken önlemleri şöyle bir örnekle açıklayabiliriz:


Bulaşıcı hastalıkları yenmek için iki yöntem kullanılır. Önce çocuklara aşı yaparak bünyenin hastalık yapan virüse karşı direnç kazanması sağlanır. Buna paralel yaşanılan çevre temiz ve hijyenik tutularak virüsün yerleşmesi, yaşaması önlenir. Bu yöntemler bağımlılığa karşı da uygulanabilir.


Çocuklara zaman ayırmak, onlarla ilgilenmek, düşüncelerine ilgi ve saygı göstermek, ciddiye almak onların güvenini artırır. Onları anlamlı bir yaşam duygusu, kendilerine ve aileye, insanlığa, doğaya dönük sorumluluk ve görev duygusuyla eğitmek, bir anlamda sanki „fikir aşısı“ yapılmış gibi, çocukların bağımlılığa karşı direnç ve bağışıklık kazanmalarını sağlar. Diğer yönden diyalog içinde sıcak bir aile ortamı, güven ve sevgi dolu ilişkiler, kültürel ve sportif etkinlikler virüse karşı hijyenik, sağlıklı bir çevre, yani uyuşturuculara karşı koruyucu bir çember oluşturur.


Son olarak şunu söyleyelim: Gençlerin karşılaştıkları sorunları kendi güçleriyle yenebilmeleri için, küçük yaşlarda onlara sağlam bir „kök“, daha ileri yaşlarda ise kanat vermek gerekir. Gençlik fırtınası estiğinde, sağlam kökleri varsa, kırılıp devrilmez, ayakta kalırlar. Bu da onların kendilerine olan güvenini arttırır, kişiliklerini güçlendirir. Ancak bu deneyimi yapabilmeleri için, ergenlik fırtınasına karşı açılıp kanat germeleri gerekir. Yani gençleri gereksinimleri olduğu kadarınca biraz da özgür bırakmak gereklidir.
Devamını Oku

Bağımlılığın başlaması ve gelişimi

Başlangıçta, alınan uyuşturucu sanki sorunları kaldırıyor, yükleri hafifletiyor gibidir. Kişi isterse bu maddeyi bırakabileceği inancındadır ve bunu dile getirir. Madde kullanımını kontrol edemediğini, artık kendisinin uyuşturucu kontrolünde olduğunu ilerde kavrayacakdır.


Velilerin sordukları soruların başında Çocuğum neden uyuşturucu kullanıyor? gelmektedir. Bu soruyu kendi deneyimlerimizden çıkarak yanıtlayabiliriz: Örneğin kullanmış olduğumuz bir ilaçla bir kez olsun kendimizi iyi hissetmişsek, bu ilacın bir kezlik olumlu etkisi belleğimizde kalır ve hep bu etkiyi umarak gerektiğinde bu ilacı aynı şekilde, bir genç yukarıda belirtilen yaşam koşullarının getirdiği sıkıcı bunalımlı bir dönemde uyuşturucu kullanarak rahatsız edici hislerden kurtulup, kendi açısından hoş duygulara ulaşmışsa, yani bir kez olsun bu tadı almışsa, daha sonra uyuşturucu kullanarak, hayatın zorluklarından tozpembe bir dünyaya kaçışı deneyebilir.

Başlangıçta, alınan uyuşturucu sanki sorunları kaldırıyor, yükleri hafifletiyor gibidir. Kişi isterse bu maddeyi bırakabileceği inancındadır ve bunu dile getirir. Madde kullanımını kontrol edemediğini, artık kendisinin uyuşturucu kontrolünde olduğunu ilerde kavrayacakdır.


Gençler bu süreçte kendini ve başkalarını aldatma, herşeyi  tutma ve hep kendini savunma zorunluluğunu hisseder. Verilen sözler tutulmaz, niyetler gerçekleştirilmez, yalan söylemek, para çalmak fazlalaşır. Gece yaşantısı yoğunlaşır. Uyuşturucu giderek yaşamın odak noktası olmaya başlar. Başlangıçta genç insanın sorunlarını unutmak, örtbas etmek için kullandığı madde artık aşılması zor gibi görünen yeni sorunlar doğurmuştur. Madde bağımlısının ailesi ve yakınları için de yaşam hayli zorlaşır.


Özellikle anneler kendilerini feda etme pahasına, sürekli fedakarlık gösterirler. Ama bu davranışın fayda getirmediği görülür. 


Uygulanması zor da olsa, hem bağımlı gencin, hem de ailenin geleceği açısından şu noktaları belirtmek istiyoruz:

• Madde bağımlılığını bir hastalık olarak kabul edin.

• Bu sorunla oluşan Problemleri aile içinde açıkca
konuşun.


• Size zor da gelse, bağımlının seçtiği yolun olumsuz yönlerini görmesini, hissetmesini engellemeyin. Sorumluluk kişinin kendinde olmalıdır.


• Kendisinin yanında olduğunuzu, her türlü destek ve yardımlarınız için tedavi olmasının gerektiğini öngörün.


• Aile yaşamınızda olumlu değişikliklere yönelerek, kendinizin ve diğer aile bireylerinin iyi yaşamasını sağlayın.


• Bir danışma kuruluşuyla ilişkiye geçin.
Devamını Oku

Madde Bağımlılığından ne anlaşılır?

Bazı maddelerin sürekli kullanımı sadece ruhsal (psikolojik)
bağımlılığa yol açarken, alkol, eroin v.b. gibi maddeler
hem ruhsal hem de bedensel bağımlılık oluştururlar. Ruhsal
bağımlılığın psikolojik bir hastalık olarak belirleyici etken
olduğu bilinmektedir. Madde bağımlılığının yanısıra, tutku
ve zorunlu davranış açısından, Dünya Sağlık Organizasyonu
hastalık kataloğuna alınmış olgular da vardır.



Almanca´da Sucht diye adlandırılan, uyuşturucu bir maddeye
bağımlı olma hastalığı, yasal veya yasa dışı bir maddeyi
sürekli kullanmanın getirdiği alışkanlık sonunda ortaya çıkar.
Bağımlılığın azı çoğu olmadığı gibi, bağımlılığın hangi maddeye
olduğu da pek önemli değildir.


Bu hastalık, insanı karşı konulması çok zor bir istek ve hırsla,
sevdiği insanları kaybetme riski de olsa, sürekli uyuşturucu
kullanmaya zorlar. Yani bağımlı olan insan yavaş yavaş uyuşturucudan başka birşey düşünemez duruma gelir.


Bazı maddelerin sürekli kullanımı sadece ruhsal (psikolojik)
bağımlılığa yol açarken, alkol, eroin v.b. gibi maddeler hem
ruhsal hem de bedensel bağımlılık oluştururlar. Bu durum
alkolde yavaş, eroinde çok çabuk gelişir. Uyuşturucunun
bırakılmasından kısa bir süre sonra bedensel bağımlılıktan
kurtulma olanağına karşın, ruhsal bağımlılığın tedavisi
aylarca sürebilir. Bu nedenle ruhsal bağımlılığın, psikolojik bir
hastalık olarak, belirleyici etken olduğu bilinmektedir. Yaşantısında
karşılaştığı sorunları kendi gücüyle değil, ancak bir
uyuşturucunun yardımıyla çözebileceği inancına saplanan ve
aynı zamanda, madde kullanımını kontrol altına alamıyan bir
insanın, bu maddeye ruhsal yönden bağımlı olduğu söylenebilir.
Sadece ruhsal bağımlılık yaratan maddelerin olumsuz
etkileri, bedensel bağımlılık söz konusu olmasa da, güçlüdür.
Ruhsal bağımlılık oluşturan maddeleri kullanan kişide
kendini idare etme ve kendine yön verme yetenekleri düşük
düzeydedir. Uyuşturucu bırakıldığında bedensel ağrılar (kriz)
olmasa da, aşırı keyifsizlik, hoşnutsuzluk, içine kapanıklık ve
hatta depresyon halleri görülür.


Ìnsan vücudu bedensel bağımlılık oluşturan maddeyi belirli
bir süre sonra, besin maddelerinde olduğu gibi metabolizmasına,
bünyenin çalışma akışına işler. Yani beden bu yabancı maddenin etkisine karşı sürekli uyum gösterir. Bu durum bedenin toleransını arttırması diye tanımlanır. Bu safhada
bünyenin normal çalışması maddenin sürekli bedene girmesiyle
olasıdır. Uzun süre alkol kullananın yeterli hoşnutluğa
ulaşması için giderek daha fazla alkol içmesi gerektiği gibi,
eroin kullananın da istediği etkiyi bulması için, maddenin
dozunu yükseltmesi gerekir.


Uyuşturucuyu aldıktan bir süre sonra madde yeniden alınmazsa
krizler başlar ki, bu da bedensel bağımlılığın olgusudur.
Krizler aşırı terleme, yüksek ateş, adale ağrıları, kusma ve
ishal şeklinde başgösterir.


Madde bağımlılığının yanısıra, tutku ve zorunlu davranış
açısından, Dünya Sağlık Organizasyonu hastalık kataloğuna
alınmış olgular da vardır. Örneğin kumar hastalığı, aşırı alışveriş
tutkusu, beslenme bozuklukları gibi bağımlılık karekteri
içeren davranışlar söz konusudur. Uyuşturucu maddenin
rol oynamadığı bu zorunlu davranışlar, çevrenin dikkatini
çekmeyebilir. Ama onlar da madde bağımlısı gibi kişinin
kendisini ve aile yaşantısını yıpratırlar.



Devamını Oku

Uyuşturucu madde deyince ne anlarız?

Uyuşturucular derken sadece yasa dışı olan uyuşturucular
söz konusu değildir. Kamuoyunda öncelikle yasa dışı uyuşturucular gündemdedir. Yasa dışı uyuşturucular bir buzulun deniz üzerinde görülen tepe kısmına benzer. Bu buzulun denizin altındaki büyük kısmı, günlük yaşantımızdaki bir çok uyuşturucuları ve bunları kullanan her yaştan insanları içermektedir.



Almanca´da Drogen“ veya Rauschgift Türkçe´de Uyuşturucular diye adlandırılan bu maddeler genellikle merkezi sinir sistemini doğrudan veya dolaylı etkiliyerek, vücudun doğal çalışma akışına tesir ederler ve sonuçta duygu ve algıları, organları, önemli bir şekilde etkilerler.

Uyuşturucular derken sadece yasa dışı olan uyuşturucular söz konusu değildir. Bu tanıma aynı zamanda kullanımı büyük boyutlara ulaşan, alım satımı serbest olup tüketimine toplumda göz yumulan nikotin, alkol ve haplar da girmektedir. Bağımlılık yapabilen bu yasal maddelerin aşırı miktarda kullanılmasıyla oluşan yıkıcı etkiler, yasa dışı uyuşturucularda olduğu gibidir.


Ancak kamuoyunda öncelikle yasa dışı uyuşturucular ve bu maddeleri kullanan genç insanlar gündemdedir. Aslında yasa dışı uyuşturucuları bir buzulun deniz üzerinde görülen tepe kısmına benzetebiliriz. Bu uyuşturucu buzulunun denizin altındaki büyük  kısmı, günlük yaşantımızdaki bir çok uyuşturucuları ve bunları kullanan her yaştan insanları içermektedir.


Tüm uyuşturucularda ortak yan, uzun süreli kullanıldığında,
insanın sağlığında, kişiliğinde ve sosyal ilişkilerinde olumsuz
değişiklikler oluşturmasıdır. Buna rağmen uyuşturucu
kullanan kişinin, sigara ve alkollü içkilerden de bilindiği gibi,
başlangıçta kendi açısından hoş duygulara ulaştığını ve
rahatladığını unutmamak gerekir.


Uyuşturucu kullananlar, genelde rahatsız edici duyguların gerginliğinden kurtulma, belirli bir hoşnutluğa ulaşma, uyuşturucu yardımıyla güç kazanma, sosyal ilişkilere olan gereksinimi uyuşturucu yardımıyla giderme amacıyla uyuşturucuya başlarlar.


Her insan yaşamında doğal olarak kişisel veya aile içinde çeşitli sorunlar yaşar. Çok insan bu zor dönemlerde ara sıra yaşamını rahatlatan, toz pembe gösteren bir artarsa, aşırı yahut zararlı tüketim söz konusudur. Yani bir maddeyi bazı duygulara daha sık ve yoğun biçimde ulaşma amacıyla kullanmak, giderek uyuşturucu alışkanlığını oluşturur ki, bu da bağımlılığın ilk basamağı olabilir.

Örneğin, eğer kişi korkusunu yenmek veya çakır-keyif olmak için, yerli yersiz, sürekli, aşırı bir biçimde alkol kullanıyorsa, zararlı bir alkol tüketimi var demektir. Aynı biçimde sürekli ağrı kesici veya teskin edici uyku hapları kullanmak da aşırı, zararlı bir hap tüketimi anlamındadır
Devamını Oku

Çocuğum Uyuşturucu Alıyor

Ana-babalar „Biz hiç hata yapmayız!“ görünümünden çıkarlarsa daha inandırıcı olurlar. Eğer gençlerin uyuşturucu ile ne aradıklarını, neye ulaşmak istediklerini anlarsak, bu şekilde onlara başka seçenekler, yollar sunabiliriz. Madde Bağımlıları Danışma Bürolarına başvurmak da kaçınılmaz bir olanaktır.


Genç insanın ergenlik çağında aile yaşamından uzaklaşması, içine kapanması, derslerle olan ilişkisinin azalması, arkadaş değiştirmesi, sevdiği uğraşlarını birden bırakması ve tüm bunların yanısıra ortaya çıkan uykusuzluk, huzursuzluk, sinirlilik, solgunluk, bir uyuşturucu kullanımının belirtileri olabilir.

Eğer ana-baba gencin uyuşturucu kullandığının farkına varmışlarsa, telaşlanıp paniğe kapılmamaları gerekir. En iyi yöntem açıkça bu konuyu konuşmaktır. Bağımlılığın belli bir süre içinde, kullanma ve alışkanlık devrelerinden sonra oluştuğunu ileri bölümlerde açıklayacağız.


Ana-babalar „Biz hiç hata yapmayız!“ görünümünden çıkarlarsa, daha inandırıcı olurlar. Yetişkinler olarak yasal maddelerle (örneğin sigara, alkol ve ilaçlarla) olan sorunlarımız konusunda açık olmakta büyük yarar vardır. Konuşmalarda tehlike ve risklerin yanısıra, gençlerin uyuşturucu kullanımı ile neye ulaşmak istediklerini, onların uyuşturucuyu neden olumlu gördüklerini anlamaya çalışmak önemlidir. Eğer gençlerin uyuşturucu ile ne aradıklarını, neye ulaşmak istediklerini anlarsak, bu şekilde onlara başka seçenekler, yollar sunabiliriz. Önemli bir husus ana-babanın uyuşturucu sorununu göz ardı etmeden, çocuğu ile herzaman konuşabilmesi diyalog içinde kalması ve ona yardım elini hazır tutmasıdır. Kendi davranışlarımız dahil, aile içi yaşantıda olumlu değişikliklere gitmek, sitem etmeden gençleri olumlu davranışlar yönünde desteklemek, önemli noktalardır.


Bazen gençler ana-babalarıyla bu konuda konuşmaya hazır ve açık olmayabilirler. Eğer böyleyse, akraba ve dost çevresinde, gençlerle bu konuda konuşabilecek bir kişi bulmak uygundur. Çoğu zaman aile dışındaki bir kişi daha olumlu bir konuşma gerçekleştirebilir. Madde Bağımlıları Danışma Bürolarına başvurmak da kaçınılmaz bir olanaktır.
Devamını Oku